|
|
October 27
|

Büyük olmak için hiç kimseye dalkavukluk etmeyeceksin,
hiç kimseyi aldatmayacaksın,
memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek,
o hedefe yürüyeceksin.
Herkes sana karşı çıkacaktır,
herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır,
fakat sen buna dayanıklı olacaksın,
önüne sonu gelmeyen engeller çıkacaktır.
Kendini büyük değil; küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul edecek,
kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın.
Bundan sonra da sana “BÜYÜKSÜN” derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin!…
M. KEMAL ATATÜRK
|
|
|

Bizler belki sadece Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma... olabiliriz ama O sadece "Mustafa" değil. Benim için O; yenilmez komutan, askerî deha, insanlık tarihinin en üstün nitelikli devlet adamı, kendini vatanına ve milletine adamış önder, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Binlerce yıllık Türk tarihindeki bence en büyük Türk'tür. Binlerce yıl sonra neredeyse ortadan kaldırılmasına ramak kala Türk ulusunu dirilten kişidir. Bedeni bizi terk edeli 71 yıl oldu da ne oldu ? Ruhu ve fikirleri ebediyen yaşayacak bir mucizedir Atatürk. Tabii bu sözlerim O'nu anlayan ve ona şükran borçlu olduğuna inananlar için değil, O'nun kıratını düşürmeyi amaç edinenler içindir. Onlar bilmelidirler ki; gönüllerde yer edinmiş olanlar, asla oradan sökülüp atılamazlar.
|

|
Atatürk'ün en sevdiği hikayelerdenmiş.
Arada kendi anlatır, arada başkasına anlattırır, hep gülermiş. |
|
(F. R. ATAY)
|
Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyor. Bir ara dinleyicilere sormuş:
"Bir eşeğin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı. Hangisini içer ? "
Cevabı kendi veriyor : " Tabii suyu. "
Gene bitirmiyor soruyor : " Neden ? "
Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor. " Eşekliğinden"
Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor, gülüyor.
Bir akşam Orman çiftliğinde yanında erkanı, açık havada oturuyorlar.
Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip, çağırıyor. Soruyor :
"Söyle çocuk: Bir eşeğin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu, biri su.
Hangisini içer ? "
Anadolu tosunu yutkunuyor. Bakıyor. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri.
Devletin en büyükleri...Esas vaziyetine geçiyor :
” Rakıyı kumandanım ! "
Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor.
Muzip : " Aman beyler ! Neden diye sormayın! " |
|

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir, Beyaz taş var, onun altında bayraklar Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken... Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir Asker yatıyor... Onun hâbı istirahate çekildiği şu Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler. Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar Nâle eylediler, çocuklar ağladılar. Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak, Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan Ona nâilini intizar olmuş!...
· Harbiye talebesi iken yazmıştır
M. KEMAL ATATÜRK
|
|

1. "ATA" LAFINI SEVMEZDİ
"Atatürk" hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine " Ata " diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.
2. EN SEVDİĞİ YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.
3. EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.
4. BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU
Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rasgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu.
5. KABUL SALONUNDA Kİ AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adini verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.
6. TAM BİR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.
7. GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.
8. DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.
9. ÖLÇÜLERİ
Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.
10. RUMELİ ŞİVESİ
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.
11. HAZİN BİR HİKAYE
Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.
12. CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.
13. PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.
14. KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.
15. DÜZEN TAKINTISI VARDI
Evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.
16. HOŞGÖRÜLÜ LİDER
Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.
17. SİGARA PAZARLIĞI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti :" Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".
18. "BU NASIL HALKÇILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu örgenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.
19. "LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti : "Adam olmak demektir hocam, adam olmak! "
20. KURBANLARI BAĞIŞLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.
21. YABANCI DİLE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.
22. FASULYESİNE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.
23. KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğüs'e savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.
24. KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu espirili bir dille anlatmıştı :"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".
25. BİR RİCASI
Bir gün halk arasında dolaşırken kara çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanım benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın ?" diye sormuştu. Kadın çarşafını açarak, Atatürk' ün ellerini öptü.
( * * Ali Kılıç; Kemal Arıburnu, Ayyaldız Matbaası- Ankara 1960 ‘Atatürk Anekdotlar, Anılar’, s: 197 )
26. BİLARDO VE YÜZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo oynardı.
27. EN BAŞARILI DERS.
Eğitim hayatı boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca sürdü.
28. YAĞCILARA GEÇİT YOK
Yağcılara çok kızardı. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.
29. SON YILBAŞI GECESİ
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.
30. KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK
Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.
|
|

Yıl 1922... Kasım ayının 1'i...
Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor:
"Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...”.
Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip “dindar” bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurduğu “yüksek ahlak” üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.
29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır.
Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır.”
Yüce Atatürk’ün Hz.Muhammed'e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz.Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”
Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir.
Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest
ve namaz çok tabii olmuştur.
Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri,
Türk dehasının en tabii ifadesidir."
|

Vatan benim... Kalıptan kalıba sokmak isteyenlere İşte cevabım; Türk benim.. İnsanım insanlığı bileni severim, Kimliğim bu benim.. Yunus bendendir.. 'Severim... Yaradandan ötürü yaradılanı severim....' Mevlana bendendir.... 'Gel! .. Ne olursan ol yine gel ' diyen sesim... Türk benim.... Alparslan bendendir, Kürşat bendendir,
 Vatan benim.. heyy.... Bu VATAN benim... Vatan sevgisi imandandır (hadis-i şerif) İman sesidir dinlediğim.... Beni benden çalmaya çalışana sözlerim.... Yunus benim.. Mevlana ben.. Kürşat benim.. Alparslan ben.. Şuheda benim.. Gazi ben.... ALLAH (c.c) bir, MUHAMMED (s.a.v) RESUL.. Sonrası; VATAN derim.... Budur benim tek kimliğim.... Vatan benim....
|
|
|
|
|
|
| |
|
| |
| |
| |

İSYANKAR
Mecnun gibi bekledim yıllarca seni
Dalından düşmüş yaprak misali
Eriyip kül oldum. Seni seveli
Gülmeyen bahtıma isyankar oldum
Yavrusunu kaybeden ceylan misali
Aşkını kaybeden sitemkar gibi
Derdinden kıvranan mahkumlar gibi
Gülmeyen bahtıma isyankar oldum
Genç yaşımda ihtiyar kaldım
Gün ışığından karanlığa kaldım
Belki bir gün af eder sandım
Gülmeyen bahtıma isyankar oldum
Gençliğim yok oldu senin yolunda
Yine yalnız kaldım yolun sonunda
Tanrı canımı alsın senin kolunda
Gülmeyen bahtıma isyankar oldum.
DERT KERVANI
Konuş benimle derdini söyle
Hatamı bende bileydim senle
Giderdim ölüme dünden güne
Ben yaşamı ne istersin ceylan
Ölümsüz bir aşkın üzerinden
Geçen yıllardan hatırlamam senden,
Giderim ben, ben giderim ölüme
Sensiz öldüm yaşamam niye
Ben dağlarda duman olmuşum
Senden uzakta yıldız tutmuşum
Belki gel dersin diye bekledim
Sonsuz bir acı çöktü yüreğime
Karlı yollar, yıkık köprüler
Dertsiz başlar tasasız gönüller
Bulunur mu hiç buralarda
Gidenler gider hep dertliler burada
BİLİRMİSİN
Yalan sevgiler yalan aşklar
Akar yüreğime ince yaralar
Yalan insanlar yalan dostlar
Bulur her nerede olsalar.
Seven sevilen aşka inanan
Olmazsa olmaz dünyadan
Kalır mı sahile isim yazsan
Kar üstüne yazılan addan
İz ara Dağ. Deniz, ovada
Bul köylü güzelini obada
Gençlik aşkı değildir havuda,
Kalmaz. Uzat ellerin ona da.
Nasıl görmek istersen bana söyle
Öyle görüneyim bulma böyle
Sadakatime bakma şüpheyle
Göreceksin yüreğimi bak böyle.
Gözleriinden okunuyor sevdan
Dilimde değil
Yüreğinde sevdan,
Sen beni içten içe severken,
Ben haykırıyorum sevdiğimi.
Sen dudaklarımda başlayıp,
Kalbime akıp gidiyorsun
Usul usul....
Seni hissetmek ,
Yaşamak gibi.
Seninle olmak
Güven veriyor insana
Duygularım senin aşkında saklı
Bir sır gibi gizliyorum
TATLI SEVGİLİM.............. |
|
|


sanmakla başladı herşey sanarak bitti... ekrandan yansıyan, yaşama göz kırpan bir türk filmi idi; yanılgı, yalan, acizlik,

suçlama ve ahh sevgi... öyle içtendi ki ama ordaki gibi; sanılan, var olanı sildi geçti

ve son -ki gözyaşı ile yazıldı - hüzne kucak açtı yüreklerde yara ve BİTTİ
ATMACA
Bir okuma molasıdır belki
satır arası yaşanılan bir hüzün.
Kıymetini bilmek lazım,
iyinin, hüznün ve güzün...
|

Hiç, bir çiçek resmine bakıp, Kokusunu hissettiniz mi? Hiç, bir Filbahri Ya da Leylak, ya Hanımeli Yolladı mı size kokusunu resimlerden?
Genziniz yandı mı hiç, Bir resme baktığınızda?
Hiç burnunuz sızladı mı? Hiç göz yaşlarınız dudaklarınızı yaktı mı?
Bugünlerde Odam leylak kokuyor. Hanımeli, gül Filbahri kokuyor odam. Burnumun direği sızlıyor, Anılar mı? Kokular mı? Hasret mi? Gurbet mi? Yoksa, Yoksa ne? Göz yaşlarım dudaklarımı yakıyor Odam çiçek kokuyor.
|
|
| |
|
|

Sanmayın bu karanlık size hep yardır, En kara karadan kara geceler… Yalnız bir sabahlık ömrünüz vardır; Sonra mecbursunuz nura geceler...

Hüzün sizi bekler, gam sizi bekler… Dertler hatır sorar, acılar yoklar. Sanki azmış gibi bir daha ekler, Yaramın üstüne yara geceler…

Neden akla gelir sizde anılar? Neden her acı şey sizde yeniler? Neler çekiyorum, bilseniz neler? Sordunuz mu hiç bir kere geceler?

Duygular sıraya girer ardarda, Rengarenk dünyaya çekilir perde, Siyahın her şeyi boğduğu yerde, Derdime olur mu çare geceler?

Gurbet sizde daha çekilmez olur. Yalnızlık insanı koynuna alır. Hasret türküleşir, gözler sulanır, Vuslata gelir mi sıra geceler?
Ömür dediğimiz süre dolmadan, Ecel kapımızı -bir gün- çalmadan, Vuslatımız kıyamete kalmadan, Götürseniz beni yare geceler…

Yol açmayacaksa bize ışıklar, Kavuşmayacaksa bütün aşıklar, Gündüze, güneşe ihtiyaç mı var? İsterim ki bin yıl süre geceler…

|
Sevmek dedim Yoluna ölmek dedi Yol dedim Alıp başını gitmek dedi
Gitmek dedim Bir Ahh çekip dostlardan ayrılmak dedi Dost dedim Durdu bana baktı dost diye mırıldandı Yüreğime nasıl koysam bilemediğim dedi
Yürek dedim Dünyaları içine sığdıramadığım dedi Dünya dedim Hayatın bir yüzü dedi
Yüz dedim Ardında ne gizli bilemediğim dedi Giz dedim Hep çözmeye çalıştığım dedi Çalışmak dedim Bitmeyecek öykü dedi Öykü dedim Binlercesini içimde gizliyorum dedi Gizlemek dedim İşte her şeyin bitimi dedi
Sevda dedim Ellerimde bir çiçekle Peşinden koştuğum dedi Koşmak dedim Hayat bir maraton dedi Hayat dedim Öyle kısa ki dedi Niçin kısa? diye sordum Yaşanacak çok şey var zaman yok dedi
Yaşanması gereken ne var? diye sordum Aşk dedi Kaç kere? diye sordum Bin kere dedi milyon kere Aşk Neden bir kere değil? diye sordum Bütün aşkların toplamı en yüce ve tek aşk dedi Önce ona varsan olmaz mı? diye sordum Keşke olsa dedi ama önce yoğrulmak gerek Acı çekmek mi? diye sordum Evet aşk acısında yok olmak dedi Yok olunca! dedim İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın dedi
Gerçek aşk dedim Büyük o dedi Durdum Durdum Ve sustum Neden sustun? diye sordu Yüreğim titredi sanki dedim Neden? diye sordu Bilmiyorum dedim büyük o Evet dedi büyük O Nerede diye sordum Her yerde dedi Nasıl diye sordum Yüreğini aç dedi
Yüreğimi açmak dedim Bir tebessümle bak her şeye dedi Tebessüm dedim Her kapının anahtarı dedi Kapı dedim Girmeden bilemezsin dedi Ya korku dedim Bilinmeyenden korkar insan dedi Ben kimim? diye sordum Sevgiyle beslenensin dedi Durdum durdum dine sustum Kimsin diye sordum SEN'im dedi... |
|
|
|
| |
| |
| |
|
Bir anahtar deliğinin ardına gizlenmiş "Cenneti", gözlerinin ovalarına seren kelimelerimi arayacaksın yorgun kâğıtların suskun nefeslerinde. Bulutsuz düşlerin , yıldızsız gecelerin ardında takılıp rüzgârları avuçlarında çıplak denizleri senin gözlerin için yaktığım satırlarımı özleyeceksin...

En çok yüreğine dokunduğum "yüreğimi" özleyeceksin. Yüreğini yıldızlara yaslayıp özlemi demleyeceksin gecenin karanlık çaydanlıklarında... Hasretim büyüyecek damarlarında, duvarlar dilini yutmuşçasına suskunluğun maskesini giyinecek.
Beni arayacaksın bensiz cümlelerin sen kokan satırlarında. Bir sigara daha yakacaksın dumanını dağların yüksek yamaçlarına yolladığın. Kesmeyecek bir daha. Küllüklerde öldürdüğün sigara izmaritlerinle sönmeyecek hasretim...

Seni şimdiden özlediğim gibi sende "beni" özleyeceksin...
Her dokunuşumda saçlarına gelincikleri seren ellerimin küçüklüğünü arayacaksın avuç içlerinde

Temmuz gecesi sebepsizce üşüdüğünde, titreyen tenine gözlerimi sermemi dileyeceksin. Hasreti kanatıp özleyeceksin.
Belki de en çok parmak uçlarının üşümüşlüğüne gözyaşlarımı ateşlere rehin verdiğim gözbebeklerimi özleyeceksin. | Zamanın bir yerindeyim yine hesapsız...Ayları yılları seni onu geride bırakarak yazıyorum yine anlamsızca..
Senden kalana sen diye bir şeyin olduğuna seni yaşayıp yaşamadığıma cevabım kalmadı.. Bir düştün bana.. Peşindeydim onca zaman.. Her satırım sana aitti.. Yalanları gözlerin görmediği gizli kapaklı yaşadığım sevdalarımda...
Dokundukça kirlenmiş ti "aşk".. Adını duydukça adım adım uzaklaştık sevdamızdan.. Başka köşelerde farklı yüzlerle yaşadık hayatımızı belkide bundandır ayrılıklarımız...
Oyuncak bir sevgili.." Ben onu çok seviyorum oda beni"
Ama senden sonra kimseyi kabul edemedim ben hayatıma.. Oysaki yeni bir "can" lazım dı bana... Sürekli benden beklemeyen değer veren çaba gösteren emek harcayan.. Olmadı yapamadım yediremedim gururuma...
Suçlusun sevgili.. Tüm yaşadığım hayal kırıklıkları suskunluğum çaresizliğim kalbime açtığın derin yaralar sana ait... "Al şimdi onları güle güle kullan"
Yalnızlığıma değil bu kızgınlık sana da değil belki belki kendime belki de saçma sapan düşüncelerime..
Artık yok sayıyorum yaşanmışlıkları Senin canının taşınmadığı bu yerlerde yeni umutlarım yeşeriyor hayata.. Kurtulmalı bu hiçlikten.. Hayata döndürmeliyim benliğimi..
Offf hatırlıyorum her şeyi;
Bir pazar sabahıydı bana verdiğin sevgi..Ve sabahın ilk şıkları ayrılığa davet ettin yine bir pazar sabahı beni...
Öfkeme esir oldum.. Ve sen Yaktıkca canımı bende onun canını yaktım.. Kırdık kırıldık.. .Ben hesabımı ödedim.. Şimdi de sıra sende..
Çok değil Bana şimdi bir kaç şey borçlusun sanırım? -Kırık bir kalp -Zamansız gidişler -Ha birde şu pazarLarı...
|
|
Geçmiyor Zaman......... Oysa Yanımdaysan Nasıl Da Doluyor Boşlukları Anlamsızlıklarımın......... Yetiremiyoruz.........Saniyeler Dakikalar Saatler Ve Günler.........Nasıl Da Akıyor... Ama Yoksun Diye Durdu Şimdi Zaman... Şimdi Sen Girsen Odaya.........Sana Sarılsam Sarılsam Sarılsam...Ve O Anda Dursa Ya Dünya.........Neden Sen Yokken Duruyor Ya? Yalnız Kıyılarımda Sessizce Bekleyiş Gemilerimi Yüzdürüyorum.........Az Kaldı Diyorum...Sabret Diyorum İçimdeki Bekleyen Aşığa.........Acı Çekme O Da Seninle Yokluğunda Bile.........
Özlemek......... İlk Defa Bu Kadar Sevdim Özlemeyi Ve İlk Defa Bu Kadar Nefret Ettim Özlemekten...Yollara Hiç Bu Kadar Sövmemişti Yüreğim Canım Acımamıştı Kimsenin Yokluğunda Bu Derece...Ve Bekletemedi Zaman Bile Beni Böyle.........Uzaklıklar Gerçekten Sevenleri Ayıramıyormuş Öğrendik Birlikte Ama Gözlerim Heryerde Seni Arıyor... Delirmeye Bu Derece Yaklamamıştım Ben "Deliyim Ben" Diye Gezdiğim Hiçbir Anımda...
Gurur! Gurur Da Neyin Nesi?Hayatımda En Yakınımdakiler İçin Bile Vazgeçmemiştim Ben Gururumdan...Şimdi Aşkıma Dair İçinde Gurur Geçen Tek Duygum Aşkımla Gurur Duymamdır Herhalde.........
Hayat İşte O Sensin!Hayatımsın.........
VE SEVMEK!!! Öyle Birşeylerin Hoşuna Gitmesi Değil Bu...Sevmek Nankörce Olmaz Öyle Herkesin Ssandığı Gibi.........Gerçek Sevgi Koşulsuz Sevdiğinde Çıkageliyor.........Neden Sevdiğini Bilmeden Seviyorsun......... Ben Seni Birşeylere Rağmen Değil Ben Seni Rağmensiz Seviyorum Demiştin Ya Bana.........Ben Seni Bana Rağmen Seviyorum!Sevmemeye Koşullanmış Hırçın Birine Sevmeyi Öğrettiğin İçin Seviyorum...İşin En Güzel Yanı Aşka İnanmama Meyilli O Hırçın Bile Seviyor Seni.........Şimdi Seni Sevdiği İçin Kendimi Daha Çok Seviyorum.........Ruhumsun Çünkü.........Seninle Sıcak Ve Canlıyım...Sensiz Bir Morga Yakışıyor Bu Beden Ve Uçmağa Varacak Gibi Her An Bu Ruh.........
Özlüyorum......... Uyumak Uzak Kalıyor Artık Bana.........Hem Hiçbir Şey Yapmıyor Hem Çok Şey Yapıyorum.........Aldığım Her Nefesle Seni Yaşıyorum Ve Seni Özlüyorum.........
Nasıl Oldu Da Anlamım Oldun Benim? Aşk Anlamlandırmak Mıdır Anlamsızlıkları?
Hadi Gel Artık......... Sarılayım Sana Öpeyim Gözlerinin En Derininde Kaybolup Tebessümünle Kendime Döneyim......... Gel Artık Çünkü Bitmez Bu Özlem Ben Seni Seninleyken De Özlüyorum Gel Seni Seviyorum......... SENİ SEVİYORUM!......... | |
|


Gittin...  Yüreğimde sendanı bırakarak gittin. Gözlerimde yaşlar bırakarak gittin. Ben seni severken gittin. Gittin işte ötesi yokki...
 Seni özledim bitanem; Kokunu,elini tutumayı, Öpmeyi,sarılmayı özledim. Başımı göğsüne koymayı... Ama yoksun! Gittin... Sana özlemim büyükken gittin...
 Şimdi yürüdüğümüz yollardan geçiyorum, Ve seni soruyorlar bana. Ben ağlıyorum onlar susuyor. Senin gittini anladıkları için, Susuyorlar...
 Söylesene yeşil gözlerine kurban olduğum: Senin sevdanın üstesinden tek başıma nasıl gelecem? Gözyaşlarımı kim durduracak? Telefonum ne zaman çalacak? Bak,telefon elimde gene ağlıyorum. Hani belki arasın diye...
 Gidşini yüreğime nasıl anlatmalıyım? O beni anlamıyorki... Keşke sen anlasaydın beni; Gitmeseydin...
 Arkandan çığlık olur sesim. Bir feryattır içimdeki, Ne gelen var ne soran... Sen nerdesin?Niye yoksun? Bak hastayım yatıyorum. Ellerim titiriyor yazamıyorum artık...
 Biliyor musun sevdiğim? Gelmeni istiyorum,dönmeni bana. Ne ekmek nede su lazım bana, Sadece sen lazımsın... Sen herşeyin yerine geçiyor ve yetiyorsun bana...
 Dön sevgilim... Eskisi gibi gülelim,sarılalım; O merdiven aralarında öpüşelim. Ben seni doya doya koklayayım, Beline sım sıkı sarılayım bırakmamak üzere... Sensiz hiç birşeyin tadı yok! Ben hep bildiğin yerde seni bekleyeceğim... SENİ SEVİYORUM YEŞİL GÖZLÜM...

|
|
SENİ SEVİYORUM
Seninle tattım ben her mutluluğu. Bırakıp gidersen, bil ki yaşayamam. Ömrümden, canımdan ne istersen. al!.. Gülü susuz, seni aşksız bırakmam...
 Üşüdüm diyorsan, güneş olurum. Yanarım sevginle, ateş olurum. Dolarım havaya, nefes olurum. Gülü susuz, seni aşksız bırakmam...
   Gönlümdeki derdi, siler atarım. Ümit pınarından, coşar akarım. Kış göstermem sana, ben hep baharım. Gülü susuz, seni aşksız bırakmam...
 

SEVİYORUM TANRIM !
İnanç Tarihi dersimin öğrencilerinden biriydi Tommy. Uzun saçlı, değişik bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oydu. Tanrı'ya kayıtsız şartsız inanmayı kabullenmiyordu. Mezun olurken bana imalı, imalı; -"Günün birinde Tanrı'yı bulacağıma inanıyor musun hocam? " dedi. -"Hayır" dedim, yavaşça. -"Yaaa" dedi. "Oysa senin, bu derste Tanrı'yı pazarladığını sanıyordum hocam..." Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım: -"Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum. Ama o seni mutlak bulacak bir gün, eminim." Tommy, omuzunu silkip yürüdü... Mezuniyetten sonra izini kaybetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana...Ölümcül kansere yakalanmıştı. Odama girdiğinde; zayıflamış, çökmüştü... Kemoterapi, o uzun saçlarını dökmüştü... Ama gözleri halâ pırıl pırıldı... -"Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam" dedi. -"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim. -"Tabii" dedi, "Ne öğrenmek istiyorsun?" -"Sadece 24 yaşında olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?" -"Daha kötüsü olabilirdi... 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, kadınlarla beraber olmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak, sanmak gibi..." Sonra niye geldiğini anlattı... "Okulun son günü sana Tanrı'yı bulup bulamayacağımı sormuş; "hayır" yanıtını alınca şaşırmıştım. Sonra, "ama o seni bulur" dedin... İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söylediklerinde; Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım birden... Habis ur, diğer hayati organlarıma yayılmaya başlayınca, sabahlara kadar dualar etmeye başladım... Hiç birşey olmadı. Bir sabah uyandığımda; ilahi bir mesaj alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim aniden. Ömrümün geri kalan vaktini; Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım. O zaman gene seni düşündüm... "En büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat sürmektir, bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine "Seni seviyorum" diyemeden gitmektir" demiştin... Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım işte... En zorundan başladım... Babamdan..." Oğlu yanına geldiğinde; babası, gazete okuyormuş. -"Baba, seninle konuşmam lazım" demiş Tommy. -"Peki, konuş oğlum" -"Yani, çok önemli bir şey..." Babası, gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı; - "Neymiş o bakalım?" -"Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim." Tommy, gülümsedi, arkasını anlatırken... Babasının elinden yere düşmüş gazete... Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış. Tommy'ye sarılmış ve ağlamış... Sabaha kadar konuşmuşlar. Babası, ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde... "Annem ve kardeşimle daha kolay oldu" diye devam etti Tommy... "Onlar da bana sarılıp ağladılar. Yıllardır bana söylemedikleri, söyleyemedikleri şeyleri anlattılar. Bütün bunları yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece... Ölümün gölgesi üzerime düşünce; kalbimi açıyordum, bana, aslında çok daha yakın olması gereken insanlara..." Nefes aldı Tommy..." Bir gün baktım, Tanrı, orada... Hemen yanıbaşımda duruyor... Ona yalvardığım zaman, bana gelmemişti. Onun kendi programı vardı, kendi bildiği gibi yapıyordu. Gerçek olan şu ki, haklıydın... Ben, onu aramaktan vazgeçtiğim halde, gelip, beni bulmuştu." - "Tommy" dedim. "Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm insanlığa... Sen, Tanrı'yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun. Onu, sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak işe yaramaz... Ama hayatını sevgiye açarsan o, gelir seni bulur. Bunu anlatıyorsun farkında mısın?" Devam ettim; "Tommy, bana bir iyilik yapar mısın, bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?" Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün... Ölümle hayatı sona ermemişti tabii... Şekil değiştirmiş, büyük bir adım atmıştı sadece... İnanmaktan, görmeye geçmişti... Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk. -"Söz verdiğim derse gelemeyeceğim, halsiz ve bitkinim hocam" demişti.. -"Anlıyorum Tommy !" -"Benim yerime onlara sen anlatır mısın hocam, sen anlatır mısın? Herkese, bütün dünyaya, benim için anlatır mısın?" -"Anlatırım Tommy" dedim. "Anlatırım, merak etme!"
İnsanlara; "Seni seviyorum" demek için, ölümü beklemenize gerek yok, şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz... Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin..
Hem, şimdi başlamazsanız, belki de hiç söyleme şansınız olmayabilir...
 
| |
|
 |

|
 |
 |
BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !
Adam genç kadına seslendi: - Bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu: - Nasıl öderim?
Adam gözlerini kırptı; - Haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde. İkisi de bahar kokuyordu... Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine; - Bana mutluluk borcun var!
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu: -Nasıl ödeyebilirim?
Heyecanlandı adam - Haydi yat dizlerime!
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca. Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının. Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu. Çaresizliğini ördü sırasıra. Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam. Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı. Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice. Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
Genç kadının gözlerinin içine baktı; - Bana yürek borcun var!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı. - Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
Adam kollarını uzattı - Haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın. Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde. Genç kadın gitmek üzereydi.
Adam son kez seslendi; - Bana can borcun var!
Kadın irkildi; - Can mı?
Sigarasından derin bir nefes çekti adam; - Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hoşuna gitti sözler kadının - Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklaştı; - Yum gözlerini!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini. Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu kadının titreyen dudaklarına.
- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi; - Hayat öpücüğüydü!
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...
Adam, şaşırdı; - Ya senin bu yaptığın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi; - Veda öpücüğü!
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına. - Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
Genç kadın sümbülleri aldı: - Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
Adam sevindi: - Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!
Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam, - Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yağmura karıştı. Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...
|
Susmak aşkın dilidir” diyen sevgili, Konuş şimdi kelimelerine ihtiyacım var…
Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime… Düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk…Ve aşklaştıkça kalp daha çok parçalanıyor, hayat yaklaştıkça daha bir özlüyorum. Kabul ediyorum, galibimsin!.. Ve ben her şeyini savaş alanında bırakan mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde… Tüm zaferlerimi sende yitirmişim… Kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime. Sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir? Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere… Ve ben dönemezken kendime, labirentlerinde kaybolmuşken, Sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken, Senden gayrısına yok, yokluğuna ram olmuşken,
Susma ömrüm!.. Yol kesil cehenneme…
Tüm piyonlarım tükendi… Elimde bir şah, Nereye koysam kendine mat çekiyor… Cemreler ihanet ediyor adına, Aslı hükümsüz…Kendini bile ısıtmıyor… Adım lal kalıyor zemheri ayazlarına, D-üşüyorum!.. Muhaciri değilim gayrı bu Arafın… Ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum…
Kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına… Baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı, Sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum Uğraşma aşk!.. Kal(n)dıramazsın; Kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım… Bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı, Artçı sellere verirken sitemimi, Sana ‘’sus”arken, Ölüme ‘’sus”arken, Müptelasıyken kahramanı bıçaklanmış masalların Aşk için aşıkları ezip geçmişken, Susma ömrüm!..
Şehadet getir cinnetime… Öznesi sen olan bir ömre verdim adını, Ki ölüm yar olana kadar tek yar dediğim ol diye!.. Sana geldim, ölüme yar etme diye. Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin… Biliyorum aldırmıyorsun, Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına. Ve aslında AŞK’tan korkuyorsun Zulmetin sırtımda yama olurken yar’alarıma!..
Hani olur da geldiğimde bir gün; Kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları, Her lisanı lal bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer Ve el elini tutacaksa ellerin, Elimde değil, yanacağım!..
O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma, Sarmayacaksan, Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan, Cennetten kovulmayı göze alamayacaksan, Bir sözüne çölde vaha gibi susarken Öyle umarsız susacaksan; Sen de sus ömrüm!..
Sus!.. Sus ki; ölüm bana yar, ben ölüme YAR olayım…
|
|
|

Her defasında aynı tat var sanıyorum Oysa ne çok yalan var ne çabuk aldanıyorum Belki bir yerde duruyordur diyorum Ve buldum sandığımı o yere koyuyorum Belki biraz diner sandım seversem yeniden içimin acısı Oysa ne kalbim bıraktı acıyı ne de dudaklarım acının tadını Öylesine vurucu bir dalga gelip geçen üzerimden Her defasında hayallerimi yıkan Ve akıp giden bir dalga tadıyla tenimin Seni bana beni sana karıştıran tuzuyla terimin! Tek başına sevdiğim gibi tek başına yıkabilir miyim dalgaları? Sevişmesem yazabilir miyim böyle masalları Sevmesem diner mi içimin yası? İrade nedir bilir misin? Durup bakmak sana bir köşeden Çocuk gibi gülümsemek içimde solanı görme diye Ve dokunmadan hissetmek nasıl koktuğunu İçmek dudağına değen kokulu çayın bardakta kalanını her yarım bıraktığını Gittiğin zaman kapıyı kapatıp geride kalanlara kahkaha atmak gizlenircesine Nasıl bir yakalanma korkusudur Sorma! Bilemezsin nasıldır sana iradeli davranmak . Küçük bir kızı oynayıp kocaman bir kadını saklamak Ve istendiğini hissedememek “Dur! Sus! Yapma!”yı bilmek Bilip beyninden kalbine hiçbir hücrene söz geçirememek Tekrarlanan bir sayfanın üzerinden her gün geçmek Bazen yokmuşsun gibi davranıp Olduğun her ana şükretmek Ve geçtiğin yerlerde diz çökmek… Oynamak! Hep oynamak rolü iyi omuzlamak Durmak! Susmak! Sustuklarını yutmak Bilmek ve de… İmkânsızlığını olmayacağını… Göze alamayacaklarını görmek Sana iradeli davranmak nasıldır bilemezsin… Başka biriyle 2. yastığı paylaşıp Göz yumup seni düşlemek… Nasıl bir ******liktir bilemezsin! Aşk insanı bu kadar ucuzlatır mı? Hayal etmek dediğin bu kolay mı? Başkasına soyunup sana tüm kapıları kapamak nasıl bir örtünmektir bilemezsin! İşte bu yüzden bacak arasında değil aşk Sen her şeyi biliyorken Ben her şeyi göze almışken Sana uzaktan kıvranmak Nasıl acılı bir kanserdir bilemezsin! Gecenin en berbat saatinde Dudaklarım titreyerek boynuma dolanan saçlarımdan nefret ederek uykusuzluğuma sövmek Ve imkânsızı bildiğimden kızamamak sana Nasıl bir öfkedir bilemezsin! Bırak gel her şeyi! Ben kaçıp gitmeye hazırım Bırak boğulmama içinde kalmama izin ver! Yüzüme dokun konuşma Çay yapayım sabaha kadar susalım Bana bakarak uyu Giden ben olayım! Geride kalanı ya al ya da bırak İçimde her şey noktalanmış kalsın Seninle virgüller atamamak hayata Nasıl bir noktadır ki dönemezsin Seni iradeli sevmek nasıl bir açlıktır bilemezsin! Dilerim böyle bir zulme hiç bulanma Ve hiçbir aşka tek başına doyma Hayran değilim ne asaletine kalbimin ne de sabrına Sana her baktığımda onu acıtmak nasıl bir günahtır bilemezsin! Hiç sorma!
|

SENi SEViYORUM CÜNKÜ Seni seviyorum cünkü Her günüm senin sesinle doguyor,seninle sürüyor Gecem ise seninle son buluyor Seni Seviyorum Cünkü Kilometrelerce uzakta olsan bile, Bulusma gününü özlemle beklemek hosuma gidiyor Seni Seviyorum Cünkü.. Yanimda Olmsan bile, Yüreginin benimle oldugunu biliyor Her an yaninda oldugumu biliyorsun. Seni Seviyorum Cünkü Bu mesafelere ragmen Yasanmamisi Yasatabiliyorsun Duygularimda var olabiliyorsun Seni Seviyorum Cünkü Sesinle dünyama bir anda girip Sürprizlerinle beni kendine Tekrar,tekrar Asik edebiliyorsun Seni Seviyorum Cünkü Yüregimin tam ortasinda varolabiliyorsun Beni Hayellere götürebiliyor Umutlarimi gelecegimi düsündürebiliyorsun Siir yazdirip ,sarkilarda hissettirebiliyorsun kendini Seni Seviyorum Cünkü ikimize dair bir yasami düsündürebiliyorsun Mutlulugun,Askin varligina inandirabiliyorsun Engellerin Asilasacagini Mücadelenin hirsini, Birlikteligin Tek yürek olmanin ve Güvenin asamayacaginin olmadigini gösderiyorsun Seni Seviyorum Cünkü Sen hayatima vazgecilmez bir anlam katiyorsun Seni seviyorum Cünkü Sen benimle bende yasiyor Ben Seninle Sende varoluyorum



Çağır beni, çağırda büyüsün içimde biriktirdiğim bütün yalnızlıklarım!

Adım adım büyür yalnızlık, yürüdükçe devasalaşır kimsesizlik! Dur!Ne olur Sende gitme! Yalnızlığın üzerime yüklediği bu sessizlik artık beni boğuyor. Buradayım baksana karanlığın tam ortasında.

N'olur artık gitme. Sana çok ihtiyacım var. Kurtulmak istiyorum ama koşamıyorum.Çaresizlik öyle bir bulaşmışki bu sokaklara takılıp düşüyorum.

Off.. bu kadar mı zor sen, bu kadar mı zor sensizlik!! Canım o kadar çok acıyor ki.. Artık bağırmak istiyorum sesimin yettiğince.Bağıra bağıra ağlamak ve haykırmak istiyorum "Anla artık anla!! seni seviyorum" diye.

Ama olmuyor işte. Ve yine o şarkı başlıyor bir uğultu misali; "gitme nolur gitme itirazlar elimde değilyalnızım yalnızız yalnızlıklar elimde değildüşerken son birkez yalana benimsin benimyalansan yalanı severim elimde değil.."

Biliyormusun..... "Seyirci kaldıysam bu yürek yangınlarına..Her yıla bir nefes tutar oldum..Arta kalan küllerden..Kurşuni sevdalara bir adım var..

Lakin.. Yüreğime adım geçmiyor.. Ömür defterimden hüzün yapraklarını yırttım..
Depremler Oluyor Beynimde Dışarıda Siren Sesi Var Her Yanimda Susmuş İnsanlar İçimde Ölen Biri Var...
"Her sey güzel olacak" diyor içimden bir ses. "Her sey güzel olacak"... İnanmak istiyorum. Her sey güzel olsun istiyorum. Her şey bitiyor. Canimi yakanin ne oldugunu bilsem uzaklassam ondan ulasamasa bana yanmasa canım bu kadar. Ceksem gitsem cok uzaklara gitsem kendimden gitsem kafamdakilerden gitsem zorunluluklardan gitsem sorumluluklardan gitsem upuzun sapsarı bir kumsalda sıcak kumların üzerinde yatsam. Uyusam bir daha uyanmasam. İyi gelse gitmek bana.
Her sey güzel olsa. Bana bir seyler anlat Canım cok sıkılıyor Bana bir seyler anlat İcim icimden geçiyor
Bir masal anlat bana. İcinde hicbir şey olmasın. Sadece sessizlik olsun. Güzel renkler olsun. Huzur olsun. Gözlerimi kapatıp hayal kurayım ben de. İcinde hicbir seyin olmadıgi bir hayal. Mutlu olayım. Güzel seyleri cagiristirsin sözlerin. Ne anlattiginin önemi yok. Bana bir masal anlatsan. Sadece sussam.
İyi gelse susmak bana.
Her sey güzel olsa. Yanımdasın susuyorsun Susuyor konusmuyorsun Bakıyor görmüyorsun Dokunsan donacagim İcimde intihar korkusu var
Gözlerimi kapatsam sussam sussam aglasam. Silinse her şey. Herkes gitse. Gercekler bitse. Sadece bembeyaz bir gün kalsa bana. Bombos bembeyaz bir gün kalsa. Bomboş otursam ben de. Konusmadan. Dinlemeden. Görmeden. SIKILDIGIM ne varsa silince düsüncelerimden. Her sey gecse. Geçmek iyi gelse bana.
Her sey güzel olsa. Depremler oluyor beynimde Disarida siren sesi var Her yanimda susmus insanlar İcimde ölen biri var
Bir masal yasat bana. "Her şey geçecek" de. "Cok mutlu olacagiz" de. "Sana aci cektiren ne varsa bulacagim hepsini" de. İnandir beni. Her seyin gececegine. "Gidecegiz" de. Gitmesek de."Güzel olacak her sey" de.
Her sey bitse de!!! Bir masal yasat bana
| |
| |
iyi değilim aşkım;umutsuzca uyanıyorum sabahları..Güneş yüzüne vurdukça daha bir karanlık oluyor günlerim.Kahvaltı saatlerimi hep kaçırıyorum.Bilirsin sigara iştahımı kesiyor..
Öyle pek özenmiyorum üstüme başıma..Ne geçerse elime giyiyorum.sen yoksun ya ‘’güzel görünüyorsun’’ demesinler istiyorum..
Yine en arka koltuğunda oturuyorum minibüsün yine camda oluyor gözlerim..
sen tutmuyorsun ya elimi cebimden hiç çıkartmıyorum..
İyi değilim aşkım; Herkes sana benziyor sanki..’’saçı az daha kısa olsa biraz daha içten gülse..’’ daha çok benzeyecek olanları ayırıyorum.yoksun ya yokluğun da yepyeni senler arıyorum..
En zor geceler oluyor. İzlediğimizi izlemiyorum senin uyuduğun saatlerde uyumuyorum. Olur ya bir rüyada karşılaşma ihtimali…
hatirliyorum..
İyi değilim aşkım; Unutuyor gibi yapıyorum. Biriken yaralarımı acıtmasınlar diye hiç kanatmıyorum.Seni de kan tutardı hani..Bak görüyorsun bunu bile hatırlamıyorum..
iyi değilim aşkım; Artık şiirlerimde yok süslü kelimelerle sana seslenecek. Adının geçmediği cümlede O GİTTİ diyerek sevgiyi anlatmak çok zor oluyor çünkü. Kağıda kaleme dokununca kömür değil gözyaşım dökülüyor ya ziyan oluyor sayfalarım…
Bir de Pazar günleri var tabi.Hiç buluşmadığımız bir yerde hiç bilmediğin bir saatte seni bekliyorum. Gelmen pekte anlam ifade etmiyor. Ben seni beklemeyi hala çok seviyorum
İyi değilim aşkım.. Daha bencil oldu duygularım daha çok ben demeyi daha çok sabretmeyi öğrendim.sayısız yalanlarla ‘’çok özledim’’ seni demeyecek kadar.. Yokluğunla aramda inanılmaz bir dostluk başladı. Kimseyi almıyoruz aramıza..bak benden başka sen senden başkada düşüncem yok satırlarımda..
iyi değilim aşkım.. Hiç iyi değilim.. Bu saatten sonra sana ‘’dön’’ mü yoksa ‘’hoşça kal’’ mı demeliyim??
| | | | |
 |
October 14
|

BIR YEMIN ETIM SENI OMRUMCE GOMUYORUM
Bir yeminim etim seni omrumce gomuyorum Artik seni siliyorum yuregimden bedenimden ruhumdan benligimden adini anmakmi hi yuzunu gormek hi sana ozlem duymakmi hasretini bir obur boyu cekmemi Gelecek diye yollarini gozlemekmi

Sen var ya sen sen hic bir seye degmeyen zalim biriymisin sevdaymis askmis senin gozlerinde bir umaymis yuregin tasmis adin gibi her seyin de yalanmis sen megerse en buyuk yalanlardan bile yalanmisin Gozlerimde buyutugum yuregimle susledigim hayalini hep kurdugum bir ruyaymisin Belkide kabus demeli adina

Bir yemin etim seni omrumce gomuyorum siliyorum ellerimden dokunusunu yuregimden bedenimden kokunu sen diye biri yok senin adin bile yokmus kirdigin kalbimi yiktigin dunyami dagitigin parcalara ayirdigin benligimin hesabini vereceksin

gitmek kolay kalmak zordur sen gidisinle deyil varliginla yiktin beni adini kahbe koydum seresiz dedim yuregimle oynayan adina en buyuk zalim dedim seni sildim bu gece tum anilarimdan hatiralarimdan ruyalarimdan
parcalara ayirdim tum bedenini sonra dusundum kimdiye bu varlik megerse sen hic kimseymisin benim icin Bir yabanci bir hayin bir zalim ve gadarmisin yuregin yokmus kalbin tastan bir esermis sadece gozlerin sozlerin tum varligin en buyuk yalanmis simdi sana agladigim icin kendimden utaniyorum senin icin gecen o gecelere yaniyorum uykuya haram kalisima uzuluyorum sonra en masum ve en kutsal saydigim

o yalanci sevdanin atesinde tek basima yandigima yaniyorum Artik senin bir adin bile yok yuregimde yerinde acimiyor kalbin sensiz tum gecelere lanet ediyorum seni gordugum o geceye kufurler savuruyorum senli tum heceleri siliyorum alfebeden yagmurlari sevmiyorum artik ruzgarlardan nefret ediyorum yildizara bakmiyorum cunku umrumda bile deyil artik Denizlerin en derinine gomuyorum hatiralarini dalgalari bile dinlemiyorum

saclarinin kokusunu duymuyorum ya ellerin onlari bile kirli dusunuyorum acimasiz kalpsiz zalm hayin biri adini boyle koyuyorum ebedi hakimi helal etmiyorum sana sadece sunu soyluyorum sen hic bir seye degmezmisin ne sevdaya nede kirlenmis anilara seni bir omur gomuyorum
en acimasiz cehenmeme atesine yoluyorum simdi icim rahat yuregim durgun artik sen diye birini bile tanimiyorum Bu acimasiz gecenin tarihini bir omur atiyorum senli gecen her seye lanetler yagdiriyorum ve seninle birlikte tum gecmisimide utuyorum Bu son satirlarimi bu gece son kez senin adina lanetler yadirarak karaliyorum ve .. Bir yemin etim seni omrumce gomuyorum...
G.Ü.Y.G.K

|
|

SUSKUNUM SANA
Hangi şiire başlasam suskunum sana Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun Güneşte kavrulan bir kum tanesi Çatlayan dudaklarım oluyor her gece Yağmura suskun yaşamaya suskun Haykırabilsem Belki bir nehir köpürebilir sesimde Silinebilir kuraklığın bütün izleri Upuzun çöller vadileşebilir içimde

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana Yürek boşluğunda bir of kadar suskun Özlüyorum seni masmavi Koşuyorum sana bembeyaz Ve kahroluyorum bir anda kapkara Ah oluyorum Of oluyorum Ve susuyorum Oysa haykırabilsem Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana Ağıt ağıt, özlem özlem suskun Tut ki vurulmuşum Aşktan ve kandan bir damla olmuşum Bir saçlarının rüzgarına Bir de ağzının kıyılarına konmuşum Hangi dalga silebilir beni senden Hangi kasırga koparabilir Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum Coşkuların her şahlanışında Sana deprem deprem susmuşum Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum
Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası Sözlerinde baskı yasası yeter Hangi kavgayı özlesem suskunum sana Zafer sabahlarında gece kadar Bayram sabahlarında yas kadar suskun Böyle güzelliklere de Böyle suskunluklara da lanet olsun Al bu suskunluğumu al artık Al ki Bütün gürültüler kahrolsun
ATMACA.G.Ü.Y.G.K

|
|
|

Sussam Yalnızlık, Konuşsam Ayrılık
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var nede benim gözlerimde şiir yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne üşüyorum evet hala üşüyor ellerim hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı bin ömür bin soluk bin yıkılış yaşadım ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan korunaklı bir liman olamadım sana ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını şimdi bin ömür geçmiş ömrümden ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum hani zaman ilacı olurdu herşeyin hani zamana bırakmalıydık atalar yine yanıldı bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben zaman zehrini içerken yudum yudum artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun bitsin bitmezlerin bilincinde diyorum yine yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var nede benim gözlerimde şiir şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum susuyorum susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep şehrine gidiyorum yokluğun açıyor kapıları yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor halaa haklısın kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin herkesin gözünde seni arıyorum yoksun yokluğunu salıp gitmişsin gidişle bırakıldığın bu kentte susuşlarına bile yandığın soğuk dağlarımın eşkıyası bağışlama dilemiyorum gel demiyorum sev demiyorum haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin sığındığın mavi adada yaktığın ateşi göm yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda yoksa çaresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum kayıp adresten yazıyorum son kez sussam yalnızlık konuşsam ayrılık dönsem yıkılış dönmesem yok oluş şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip sende sus bana sus ki bir daha ölmeyeyim.

|
|
|
|
Ölen Sevgili Hikayesi Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti. Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.' Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi. Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. onlar bile agliyor halimize...' BULUSMA VAKTI... Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti. Besiktas'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz, sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini... Besiktas'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini. 'Bana birsey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak 'Evet' dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gidecegiz?' diye sordu. Genç kiz, 'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye yanit verdi. Genç adam söze basladi... ''Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana 'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?' demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç istememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meralin 'Sen sanslisin, sevgilin sana bakar' sözüne Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin. Hatirladin mi?'' DUYGUSALLIGI SEVMEM... Genç kiz, 'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adam güldü, 'Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürece hasta bakici, hemsire falan olamazsin.' Genç adam devam etti... 'Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yani seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için biliyormusun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.' Genç kiz anlamisti, 'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsündü. 'Hayir' dedi, 'Sair olmani istemiyorum. Olamazsin da...
 BIZ AYRILMALIYIZ. Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.' Genç kiz sasirmisti, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk' dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek 'Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasil böyle bir sey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum' yanitini verdi. Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz, 'Kalkalim istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu. Genç adam, 'Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarildilar. "BEN DOGRU YAPTIM..." Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkip ise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti, sunlar yaziyordu: SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM, HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA, BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM, BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM, SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM, VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM... Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu yabanci bir ses açti. Genç adam ''Nalan'la görüsebilir miyim?'' dedi. Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde... 'Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti....' YIGILIP KALDI... Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi... Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi... 'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis... "ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR..."

|
|
| |
| | |
|
|
|
|
|
|