atmaca's profileBu ülkeyi vatan yapan Şe...PhotosBlogListsMore Tools Help
No list items have been added yet.

Video

No content has been added yet.

Windows Media Player

 

  

  

 

 

 

 

red261.gif

 

ALYAZ

 

 

 

 

         

iSTiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy

           
c12707zm1.gif

 

 

  

 

  

 

    
y1pXdwWN5wNh2_v1YJAkNqDtkPZAIY0g2nmKjM9l1xxt1RGKNlzc6Y2tx-L2ZxCFV4MMRpMluEoYB4
 
 
 



 
 
   
Ancak sirtina aldigin yukle istenen mesafeyi asabilirsen, ucret alabiliyorsun.
Aksi olursa, sIkinti cekiyorsun!
Bunu dusunuyordum. Yanimdaki hamalla yola ciktik.
Ihtiyardi... ... Kendinden buyuk bir yuk almisti.
Benim sirtimda ise birkac bavul vardi sadece, .........onunkinin ceyregi...
Diyordum ki icimden "Cok gitmeden kivrilirsa titreyen bacaklari, yuklenirim sirtindaki yukun yarisini!.."
 Nitekim, cok gecmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!. ..''
"Ne molasi'' dedim.... ona hayretle. ''Ben daha terlemedim!. ."
 
Sozume aldirmadi. Durdu. Coktu. Salarken yukunun ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canim sIkilmisti bu ise.
Genc oldugumu, ondan kuvvetli oldugumu, bunun gibi bir bunakla yola cikmamin ne buyuk hata oldugunu dusunuyordum.
ihtiyar, bir bacagini azicik uzatmis halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir sekilde ayakta dolaniyordum.
Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kizginlikla dolandim etrafinda...
 
"Yukunu indirip sen de dinlen", demesine aldirmadim, ona daha cok kizdim...
Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" soyledi yine ama dinlenmedim.
Yarim saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi basimi salladim...
Kacinci molasiydi hatirlamiyorum, birden bire dizlerimin bagi cozuldu.
 
Kafamin icinde ucusan kara kara sinekler sustu, cokup kaldim.
Kayis kolumdan cikti, sirtimdaki bavullar kaydi.
Ne kadar zaman gectigini fark etmedim.
Uyumustum da uyandim mi, yoksa bayilmistim da ayildim mi anlamadim...
 
Baktim kendi kocaman yukunun uzerine benim bavullarimi da baglamisti.
Kucuk tasina birazcik su koyup dudagima dayadi, ictim.
Sonra koluma girerek; "Hadi kalk, dedi. Bana yaslan.
Agir agir gider ve bir sure sonra gene dinleniriz."
Dedigini yaptim. Omzundan guc aldim, ama asil anlattiklari iyi geldi bana.
 
"Ben yillarin hamaliyim, dedi. Nice pehlivan yapili adamlar gordum.
Cogu, dinlenmek istemediklerinden, yukleriyle birlikte kendilerini de topraga serdi sonunda...
Yolda gordugumuz sacilmis kuru kemiklerin cogu, anlattigim bu insanlara ait...
Halbuki bir yuku "tasimak" bizim isimiz, "altinda ezilmek" degil!..
 
Unutma ki bir yuk tasidikca agirlasir. Dinlenerek sen yukunu hafifletiyorsun!
Belki gunun birinde hamalligin sekli degisir. Belki o gunleri ben goremem.
Ama sen kavusursan o zamanlara, aman ha, kafanin icinde de sakin yuk tasima...
Aksamlari birak ve hafifle...
Sabah dinlenmis olarak yeniden tekrar tasirsin yukunu.
Bizim isimiz, bugunu yarina tasimak, bugunun altinda yok olmak degil.
Cunku yarinlarda bizi bekleyenler var, tasidiklarimizi bekleyenler var... 

 

  

 
 

    

 

 

 

 

 

 

 
 


 

     

 
         

                                                  
         
      

 

 

 

   

 

 
              
        

        

 

 

  

          

 

  

 

        

 

 

   

    

                                                            
  
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
VALSANTS .wrote:

Image and video hosting by TinyPicSaudade De Um AmigoImage and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic 

Mensagem 

 Image and video hosting by TinyPic

A ausência da presença, machuca e fere o coração.
Cicatrizes que se abrem facilmente,
mas que se fecham com a recordação.
Image and video hosting by TinyPic
Nunca esperamos um adeus,
e mesmo que venhamos a dizer ou ouvi-lo,
que não produza em nós, um
sentimento de perda total,
falta de força ou coragem.
Pois esta é uma fraqueza humana ingrata, inata.
Image and video hosting by TinyPic
A verdadeira saudade é sentida por pessoas que se amam
e se prezam e que neste maravilhoso vinculo de união,
expressam constantemente sua presença.
Alegram-se com as suas realizações e sucessos.
Preocupam-se com suas derrotas e desilusões.
Image and video hosting by TinyPic
Mesmo que seja sentida dolorosamente,
esta perda de convívio é superada pela alegria das lembranças,
que estarão cada vez mais vivas em nossas mentes,
e marcadas com carinho em nossos corações.
Image and video hosting by TinyPic
Apesar da imensa solidão que sentimos no íntimo,
uniremos forças para estarmos sempre felizes, pois,
sem dúvidas, estaremos sendo lembrados pelas mesmas
pessoas em que estamos pensando neste exato momento,
Com as mesmas preocupações,
alegrias e saudade...

Image and video hosting by TinyPic 

Image and video hosting by TinyPic 

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic 

1 day ago
filiz albeniwrote:


19 Mayıs 1915 - Kanlısırt -  Mevzilerimize yakın bir yerde...









 

1 day ago
filiz albeniwrote:

Cumhuriyetçilik:

Kemalist devrimler siyasi bir devrim niteliğindedir ve çokuluslu bir İmparatorluktan Türkiye ulus devletine geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece modern Türkiye'nin ulusal kimliği kazandırılmıştır. Kemalizm Türkiye için yalnızca Cumhuriyet rejimini tanımaktadır. Kemalizm insanların arzularını yerine getirebilecek yegane rejimin cumhuriyet rejimi olduğuna inanmaktadır.

Halkçılık:

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Kemalist Devrim ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşımaktaydı. Bu devrim seçkin bir grup tarafından genel olarak halka yönelik bir biçimde gerçekleştirilmişti. Kemalist devrimler, özellikle İsviçre Medeni Kanunu olmak üzere Batı kanunlarının Türkiye'de uygulamaya konmasıyla birlikte kadınların statüsüne kökten değişiklikler getirmiştir. Üstelik, 1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme hakkını almışlardır. Atatürk çeşitli ortamlarda Türkiye'nin gerçek Yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteliğindeydi. Gerçekte, halkçılık ilkesi için yapılan resmi açıklamada Kemalizmin sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olduğu ifade edilmekte ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmiyordu. Kemalist ideoloji, aslında, Türk vatandaşlığı olarak ifade edilen bir fikre dayanmaktaydı. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri, onların daha fazla çalışmaları için gerekli psikolojik teşviki sağlayacak, birlik fikri ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olacaktı.

Laiklik:

Kemalist laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmiyor, ayrıca dinin eğitim, kültürel ve yasal konulardan da ayrılması anlamını taşıyordu. Laiklik, düşünce özgürlüğü ve kuruluşların dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olmaları anlamına geliyordu. Böylece, Kemalist devrim ayrıca laik bir devrim idi. Kemalist devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğer birçoğu ise laikliğe ulaşılmış olması nedeniyle gerçekleştirilebilmiştir. Kemalist laiklik ilkesi Tanrı karşıtı bir ilke değildi. Bu akılcı ve dini siyasettir dışında tutan bir ilke idi. Bu Kemalist ilke aydınlanmış İslam'a değil, çağdaşlığa karşı olan Müslümanlığa karşısındaydı.

Devrimcilik:

Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de reformculuk veya devrimcilikti. Bu ilkenin anlamı Türkiye'nin devrimler yaptığı ve geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlar ile değiştirmiş olduğu idi. Geleneksel kavramların iptal edildiği ve modern kavramların benimsendiği anlamına geliyordu. Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınmalarının çok ötesine geçti.

Milliyetçilik:

Kemalist devrim ayrıca milliyetçi bir devrim idi. Kemalist milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildi. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesi idi. Bu milliyetçilik, tüm diğer milletlerin bağımsızlık haklarına saygılı idi. Yine bu milliyetçilik, sosyal içerikli bir milliyetçilikti. Yalnızca anti - emperyalist değil, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine karşı olan bir milliyetçilikti. Kemalist milliyetçilik, Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

Devletçilik:

Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesinin de devletin ülkenin genel ekonomik faaliyetlerini düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği alanlara veya özel sektörün yetersiz kaldığı alanlara veya ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara yine devletin girmesi gerektiği anlamında yorumlanmaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

degerli okuyucular bir hatamiz veya yanlisimiz varsa bizi uyarin

 

                  
 
1 day ago
filiz albeniwrote:
 

YATAN ASKER..

 

Yanıp, tutuşurken vatan aşkıyla,
Namusum olan ay yıldızlı bayrağa..
Sahip çıktıkça, ülkemin her karış toprağına
Şehit olup yatacağım sonsuza dek bu topraklarda..

 

Sen hiç

Hiç yattın mı?

Topraktan yatakta
Sen hiç yattın mı?
Yıldızlarla bezenmiş gök kubbe altında
Sen hiç yattın mı?
Bulutların oluşturduğu yorganla

 

Sen hiç

Hiç yattın mı?

Büzülmüşüm yatıyorum,
Sanki ana rahminde
Soğuktan yapışmış elim metale,
Tenim kalır namlunun üzerinde..

 

Sen hiç

Hiç yattın mı?

Donmuş toprakta
Sen hiç yattın mı?
Uçsuz bucaksız simsiyah mekan da
Sen hiç yattın mı?
Alaz rüzgarın, yüzünü kamçıladığında

 

Sen hiç

Hiç yattın mı?

Titrerim, korkudan değil,
Islanmış, bitap bedenim..
Düşünürüm sevgiyi, yokluktan değil,
Anadır, babadır, gardaştır, yüreğim..

 

Sen hiç

Hiç yattın mı?

Kan kokan toprakta
Sen hiç yattın mı?
Etrafını saran barut kokusun da
Sen hiç yattın mı?
Şehit düşen arkadaşının yanında

 

Sen hiç

Hiç yattın mı?

Bayrağım namus, Vatanım ana!!
Allah şahidimdir, ölmekse uğruna!!
Tüm şehitler gibi toprak olsa da kefenim!!
Yatmazsam şehitlikte, namert oğlu namerdim..

 

 

 
1 day ago
filiz albeniwrote:
Albay askerlerin sigara içmelerine engel olmak için kantinin duvarına bir yazı asmıştır.Yazıda :
-Sigara öldürür, diye yazıyormuş.
Ertesi gün oradan geçen albay yazının altındaki cevabı görmüş :
-Türk askeri ölümden korkmaz::::)))))))))))))))))))
 
SAYIN KOMUTANIN NASILSINIZ YENİ GÖREVİN HAYIRLI OLSUN
A.E.O. SİZLERİ ÇOK SEVİYORUZ..
1 day ago
October 27

M.KEMAL ATATÜRK

Büyük olmak için hiç kimseye dalkavukluk etmeyeceksin,

hiç kimseyi aldatmayacaksın,

memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek,

o hedefe yürüyeceksin.

Herkes sana karşı çıkacaktır,

herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır,

fakat sen buna dayanıklı olacaksın,

önüne sonu gelmeyen engeller çıkacaktır.

Kendini büyük değil; küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul edecek,

kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın.

Bundan sonra da sana “BÜYÜKSÜN” derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin!…

 

M. KEMAL  ATATÜRK

 

Bizler belki sadece Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma... olabiliriz ama O sadece "Mustafa" değil. Benim için O; yenilmez komutan, askerî deha, insanlık tarihinin en üstün nitelikli devlet adamı, kendini vatanına ve milletine adamış önder, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Binlerce yıllık Türk tarihindeki bence en büyük Türk'tür. Binlerce yıl sonra neredeyse ortadan kaldırılmasına ramak kala Türk ulusunu dirilten kişidir. Bedeni bizi terk edeli 71 yıl oldu da ne oldu ? Ruhu ve fikirleri ebediyen yaşayacak bir mucizedir Atatürk. Tabii bu sözlerim O'nu anlayan ve ona şükran borçlu olduğuna inananlar için değil, O'nun kıratını düşürmeyi amaç edinenler içindir. Onlar bilmelidirler ki; gönüllerde yer edinmiş olanlar, asla oradan sökülüp atılamazlar.

 

Atatürk'ün en sevdiği hikayelerdenmiş.

Arada kendi anlatır, arada başkasına anlattırır, hep gülermiş.


(F. R. ATAY)

Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyor. Bir ara dinleyicilere sormuş: 

"Bir eşeğin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı. Hangisini içer ? "

Cevabı kendi veriyor : " Tabii suyu. " 

Gene bitirmiyor soruyor : " Neden ? " 

Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor. " Eşekliğinden" 

Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor, gülüyor.



Bir akşam Orman çiftliğinde yanında erkanı, açık havada oturuyorlar. 

Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip, çağırıyor. Soruyor :

"Söyle çocuk: Bir eşeğin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu, biri su.

Hangisini içer ? "

Anadolu tosunu yutkunuyor. Bakıyor. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri.

Devletin en büyükleri...Esas vaziyetine geçiyor : 

” Rakıyı kumandanım ! " 

Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor. 

Muzip : " Aman beyler ! Neden diye sormayın! "

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!...

 



· Harbiye talebesi iken yazmıştır

M. KEMAL  ATATÜRK

 

1. "ATA" LAFINI SEVMEZDİ 

"Atatürk" hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine " Ata " diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

 

2. EN SEVDİĞİ YEMEK 

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

 

3. EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI 

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

 

4. BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU 

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rasgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu. 

 

5. KABUL SALONUNDA Kİ AT YAVRUSU 

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adini verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti. 

 

6. TAM BİR SALON ADAMI 

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi. 

 

7. GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI 

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı. 

 

8. DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU 

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi. 

 

9. ÖLÇÜLERİ 

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi. 

 

10. RUMELİ ŞİVESİ 

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi. 

 

11. HAZİN BİR HİKAYE 

Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor. 

 

12. CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU. 

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu. 

 

13. PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE 

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı. 

 

14. KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI 

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı. 

 

15. DÜZEN TAKINTISI VARDI 

Evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

 

16. HOŞGÖRÜLÜ LİDER 

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi. 

 

17. SİGARA PAZARLIĞI 

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti :" Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım". 

 

18. "BU NASIL HALKÇILIK?" 

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu örgenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti. 

 

19. "LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!" 

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti : "Adam olmak demektir hocam, adam olmak! " 

 

20. KURBANLARI BAĞIŞLARDI 

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi. 

 

21. YABANCI DİLE MERAKI 

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi. 

 

22. FASULYESİNE POKER 

Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

 

23. KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI 

Cephelerde düşmanla göğüs göğüs'e savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.  

 

24. KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ 

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu espirili bir dille anlatmıştı :"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar". 

 

25. BİR RİCASI 

Bir gün halk arasında dolaşırken kara çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanım benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın ?" diye sormuştu. Kadın çarşafını açarak, Atatürk' ün ellerini öptü.

( *

*  Ali Kılıç; Kemal Arıburnu, Ayyaldız Matbaası- Ankara 1960 ‘Atatürk Anekdotlar, Anılar’, s: 197 )
 

 

26. BİLARDO VE YÜZME 

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo oynardı. 

 

27. EN BAŞARILI DERS. 

Eğitim hayatı boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca sürdü. 

 

28. YAĞCILARA GEÇİT YOK 

Yağcılara çok kızardı. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti. 

 

29. SON YILBAŞI GECESİ

           1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti. 

 

30. KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK 

Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.

 

 

Yıl 1922... Kasım ayının 1'i...

Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor:

"Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...”.

Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip “dindar” bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurduğu “yüksek ahlak” üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.

29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır.

Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır.”

Yüce Atatürk’ün Hz.Muhammed'e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz.Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”

Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir.

Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest

ve namaz çok tabii olmuştur.

Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri,

Türk dehasının en tabii ifadesidir."

Vatan benim...
Kalıptan kalıba sokmak isteyenlere
İşte cevabım;
Türk benim..
İnsanım insanlığı bileni severim,
Kimliğim bu benim..
Yunus bendendir..
'Severim...
Yaradandan ötürü yaradılanı severim....'
Mevlana bendendir....
'Gel! ..
Ne olursan ol yine gel ' diyen sesim...
Türk benim....
Alparslan bendendir,
Kürşat bendendir,


Vatan benim.. heyy.... Bu VATAN benim...
Vatan sevgisi imandandır (hadis-i şerif)
İman sesidir dinlediğim....
Beni benden çalmaya çalışana sözlerim....
Yunus benim..
Mevlana ben..
Kürşat benim..
Alparslan ben..
Şuheda benim..
Gazi ben....
ALLAH (c.c) bir, MUHAMMED (s.a.v) RESUL..
Sonrası;
VATAN derim....
Budur benim tek kimliğim....
Vatan benim....

M. KEMAL  ATATÜRK

 

 

 

 

ODAM ÇİÇEK KOKUYOR

 

 

İSYANKAR

 

Mecnun gibi bekledim yıllarca seni

Dalından düşmüş yaprak misali

Eriyip kül oldum. Seni seveli

Gülmeyen bahtıma isyankar oldum

 

Yavrusunu kaybeden ceylan misali

Aşkını kaybeden sitemkar gibi

Derdinden kıvranan mahkumlar gibi

Gülmeyen bahtıma isyankar oldum

 

Genç yaşımda ihtiyar kaldım

Gün ışığından karanlığa kaldım

Belki bir gün af eder sandım

Gülmeyen bahtıma isyankar oldum

 

Gençliğim yok oldu senin yolunda

Yine yalnız kaldım yolun sonunda

Tanrı canımı alsın senin kolunda

Gülmeyen bahtıma isyankar oldum.

                       

 

DERT KERVANI
 
 
 
Konuş benimle derdini söyle
         
 
Hatamı bende bileydim senle
 
        
Giderdim ölüme dünden güne
 
 
Ben yaşamı ne istersin ceylan
 
 
 
 
 
Ölümsüz bir aşkın üzerinden
     
 
Geçen yıllardan hatırlamam senden,
  
 
Giderim ben, ben giderim ölüme
 
 
Sensiz öldüm yaşamam niye
 
 
 
 
 
Ben dağlarda duman olmuşum
 
 
Senden uzakta yıldız tutmuşum
  
 
Belki gel dersin diye bekledim
 
 
Sonsuz bir acı çöktü yüreğime
 
 
 
 
 
Karlı yollar, yıkık köprüler
          
 
Dertsiz başlar tasasız gönüller
 
 
Bulunur mu hiç buralarda
     
 
Gidenler gider hep dertliler burada
 
 
 
BİLİRMİSİN
 
Yalan sevgiler yalan aşklar
Akar yüreğime ince yaralar
Yalan insanlar yalan dostlar
Bulur her nerede olsalar.
 
Seven sevilen aşka inanan
Olmazsa olmaz dünyadan
Kalır mı sahile isim yazsan
Kar üstüne yazılan addan
 
İz ara Dağ. Deniz, ovada
 Bul köylü güzelini obada
Gençlik aşkı değildir havuda,
 Kalmaz. Uzat ellerin ona da.
 
Nasıl görmek istersen bana söyle
Öyle görüneyim bulma böyle
Sadakatime bakma şüpheyle
Göreceksin yüreğimi bak böyle.
 

Gözleriinden okunuyor sevdan

Dilimde değil

Yüreğinde sevdan,

Sen beni içten içe severken,

Ben haykırıyorum sevdiğimi.

Sen dudaklarımda başlayıp,

Kalbime akıp gidiyorsun

Usul usul....

Seni hissetmek ,

Yaşamak gibi.

Seninle olmak

Güven veriyor insana

Duygularım senin aşkında saklı

Bir sır gibi gizliyorum

TATLI SEVGİLİM..............

 

 

sanmakla başladı herşey
sanarak bitti...
ekrandan yansıyan,
yaşama göz kırpan bir türk filmi idi;
yanılgı, yalan, acizlik,

 

 

 


suçlama ve ahh sevgi...
öyle içtendi ki
ama
ordaki gibi;
sanılan,
var olanı sildi geçti

 

 

 


ve son
-ki gözyaşı ile yazıldı -
hüzne kucak açtı
yüreklerde yara
ve BİTTİ

ATMACA

 

 

 

 Bir okuma molasıdır belki

satır arası yaşanılan bir hüzün.

Kıymetini bilmek lazım,

iyinin, hüznün ve güzün...

Hiç, bir çiçek resmine bakıp,
Kokusunu hissettiniz mi?
Hiç, bir Filbahri
Ya da Leylak, ya Hanımeli
Yolladı mı size kokusunu resimlerden?

Genziniz yandı mı hiç,
Bir resme baktığınızda?

Hiç burnunuz sızladı mı?
Hiç göz yaşlarınız dudaklarınızı yaktı mı?

Bugünlerde
Odam leylak kokuyor.
Hanımeli, gül
Filbahri kokuyor odam.
Burnumun direği sızlıyor,
Anılar mı?
Kokular mı?
Hasret mi?
Gurbet mi?
Yoksa,
Yoksa ne?
Göz yaşlarım dudaklarımı yakıyor
Odam çiçek kokuyor.

UNUTMA

Sanmayın bu karanlık size hep yardır,
En kara karadan kara geceler…
Yalnız bir sabahlık ömrünüz vardır;
Sonra mecbursunuz nura geceler...



Hüzün sizi bekler, gam sizi bekler…
Dertler hatır sorar, acılar yoklar.
Sanki azmış gibi bir daha ekler,
Yaramın üstüne yara geceler…



Neden akla gelir sizde anılar?
Neden her acı şey sizde yeniler?
Neler çekiyorum, bilseniz neler?
Sordunuz mu hiç bir kere geceler?



Duygular sıraya girer ardarda,
Rengarenk dünyaya çekilir perde,
Siyahın her şeyi boğduğu yerde,
Derdime olur mu çare geceler?



Gurbet sizde daha çekilmez olur.
Yalnızlık insanı koynuna alır.
Hasret türküleşir, gözler sulanır,
Vuslata gelir mi sıra geceler?

Ömür dediğimiz süre dolmadan,
Ecel kapımızı -bir gün- çalmadan,
Vuslatımız kıyamete kalmadan,
Götürseniz beni yare geceler…



Yol açmayacaksa bize ışıklar,
Kavuşmayacaksa bütün aşıklar,
Gündüze, güneşe
ihtiyaç mı var?
İsterim ki bin yıl süre geceler…



Sevmek dedim
Yoluna ölmek dedi
Yol dedim
Alıp başını gitmek dedi


Gitmek dedim
Bir Ahh çekip dostlardan ayrılmak dedi
Dost dedim
Durdu bana baktı dost diye mırıldandı
Yüreğime nasıl koysam bilemediğim dedi


Yürek dedim
Dünyaları içine sığdıramadığım dedi
Dünya dedim
Hayatın bir yüzü dedi


Yüz dedim
Ardında ne gizli bilemediğim dedi
Giz dedim
Hep çözmeye çalıştığım dedi
Çalışmak dedim
Bitmeyecek öykü dedi
Öykü dedim
Binlercesini içimde gizliyorum dedi
Gizlemek dedim
İşte her şeyin bitimi dedi


Sevda dedim
Ellerimde bir çiçekle
Peşinden koştuğum dedi
Koşmak dedim
Hayat bir maraton dedi
Hayat dedim
Öyle kısa ki dedi
Niçin kısa? diye sordum
Yaşanacak çok şey var zaman yok dedi


Yaşanması gereken ne var? diye sordum
Aşk dedi
Kaç kere? diye sordum
Bin kere dedi milyon kere Aşk
Neden bir kere değil? diye sordum
Bütün aşkların toplamı en yüce ve tek aşk dedi
Önce ona varsan olmaz mı? diye sordum
Keşke olsa dedi ama önce yoğrulmak gerek
Acı çekmek mi? diye sordum
Evet aşk acısında yok olmak dedi
Yok olunca! dedim
İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın dedi


Gerçek aşk dedim
Büyük o dedi
Durdum Durdum Ve sustum
Neden sustun? diye sordu
Yüreğim titredi sanki dedim
Neden? diye sordu
Bilmiyorum dedim büyük o
Evet dedi büyük O
Nerede diye sordum
Her yerde dedi
Nasıl diye sordum
Yüreğini aç dedi


Yüreğimi açmak dedim
Bir tebessümle bak her şeye dedi
Tebessüm dedim
Her kapının anahtarı dedi
Kapı dedim
Girmeden bilemezsin dedi
Ya korku dedim
Bilinmeyenden korkar insan dedi
Ben kimim? diye sordum
Sevgiyle beslenensin dedi
Durdum durdum dine sustum
Kimsin diye sordum
SEN'im dedi...

 
 
 



 

Bir anahtar deliğinin ardına gizlenmiş "Cenneti",
gözlerinin ovalarına seren kelimelerimi arayacaksın
yorgun kâğıtların suskun nefeslerinde.
Bulutsuz düşlerin ,
yıldızsız gecelerin ardında takılıp rüzgârları
avuçlarında çıplak denizleri
senin gözlerin için yaktığım satırlarımı özleyeceksin...


En çok yüreğine dokunduğum "yüreğimi" özleyeceksin.
Yüreğini yıldızlara yaslayıp özlemi demleyeceksin gecenin karanlık çaydanlıklarında...
Hasretim büyüyecek damarlarında,
duvarlar dilini yutmuşçasına suskunluğun maskesini giyinecek.



Beni arayacaksın bensiz cümlelerin sen kokan satırlarında.
Bir sigara daha yakacaksın dumanını dağların yüksek yamaçlarına yolladığın. Kesmeyecek bir daha.
Küllüklerde öldürdüğün sigara izmaritlerinle sönmeyecek hasretim...





Seni şimdiden özlediğim gibi sende "beni" özleyeceksin...



Her dokunuşumda saçlarına gelincikleri seren ellerimin küçüklüğünü arayacaksın avuç içlerinde








Temmuz gecesi sebepsizce üşüdüğünde, titreyen tenine gözlerimi sermemi dileyeceksin. Hasreti kanatıp özleyeceksin.









Belki de en çok parmak uçlarının üşümüşlüğüne gözyaşlarımı ateşlere rehin verdiğim gözbebeklerimi özleyeceksin.

Zamanın bir yerindeyim yine hesapsız...Ayları yılları seni onu geride bırakarak yazıyorum yine anlamsızca..




Senden kalana sen diye bir şeyin olduğuna seni yaşayıp yaşamadığıma cevabım kalmadı..
Bir düştün bana.. Peşindeydim onca zaman..
Her satırım sana aitti.. Yalanları gözlerin görmediği gizli kapaklı yaşadığım sevdalarımda...

Dokundukça kirlenmiş ti "aşk"..
Adını duydukça adım adım uzaklaştık sevdamızdan..
Başka köşelerde farklı yüzlerle yaşadık hayatımızı belkide bundandır ayrılıklarımız...

Oyuncak bir sevgili.."
Ben onu çok seviyorum oda beni"

Ama senden sonra kimseyi kabul edemedim ben hayatıma..
Oysaki yeni bir "can" lazım dı bana...
Sürekli benden beklemeyen değer veren çaba gösteren emek harcayan..
Olmadı yapamadım yediremedim gururuma...

Suçlusun sevgili..
Tüm yaşadığım hayal kırıklıkları suskunluğum çaresizliğim kalbime açtığın derin yaralar sana ait...
"Al şimdi onları güle güle kullan"

Yalnızlığıma değil bu kızgınlık sana da değil belki belki kendime belki de saçma sapan düşüncelerime..

Artık yok sayıyorum yaşanmışlıkları Senin canının taşınmadığı bu yerlerde yeni umutlarım yeşeriyor hayata..
Kurtulmalı bu hiçlikten.. Hayata döndürmeliyim benliğimi..

Offf hatırlıyorum her şeyi;

Bir pazar sabahıydı bana verdiğin sevgi..Ve sabahın ilk şıkları ayrılığa davet ettin yine bir pazar sabahı beni...

Öfkeme esir oldum..
Ve senYaktıkca canımı bende onun canını yaktım..
Kırdık kırıldık..
.Ben hesabımı ödedim..
Şimdi de sıra sende..

Çok değil
Bana şimdi bir kaç şey borçlusun sanırım?
-Kırık bir kalp
-Zamansız gidişler
-Ha birde şu pazarLarı...




 

Geçmiyor Zaman.........
Oysa Yanımdaysan Nasıl Da Doluyor Boşlukları Anlamsızlıklarımın.........
Yetiremiyoruz.........Saniyeler Dakikalar Saatler Ve Günler.........Nasıl Da Akıyor...
Ama Yoksun Diye Durdu Şimdi Zaman...
Şimdi Sen Girsen Odaya.........Sana Sarılsam Sarılsam Sarılsam...Ve O Anda Dursa Ya Dünya.........Neden Sen Yokken Duruyor Ya?
Yalnız Kıyılarımda Sessizce Bekleyiş Gemilerimi Yüzdürüyorum.........Az Kaldı Diyorum...Sabret Diyorum İçimdeki Bekleyen Aşığa.........Acı Çekme O Da Seninle Yokluğunda Bile.........


 

Özlemek.........
İlk Defa Bu Kadar Sevdim Özlemeyi Ve İlk Defa Bu Kadar Nefret Ettim Özlemekten...Yollara Hiç Bu Kadar Sövmemişti Yüreğim Canım Acımamıştı Kimsenin Yokluğunda Bu Derece...Ve Bekletemedi Zaman Bile Beni Böyle.........Uzaklıklar Gerçekten Sevenleri Ayıramıyormuş Öğrendik Birlikte Ama Gözlerim Heryerde Seni Arıyor...
Delirmeye Bu Derece Yaklamamıştım Ben "Deliyim Ben" Diye Gezdiğim Hiçbir Anımda...


 

Gurur!
Gurur Da Neyin Nesi?Hayatımda En Yakınımdakiler İçin Bile Vazgeçmemiştim Ben Gururumdan...Şimdi Aşkıma Dair İçinde Gurur Geçen Tek Duygum Aşkımla Gurur Duymamdır Herhalde.........


 

Hayat
İşte O Sensin!Hayatımsın.........


 

VE SEVMEK!!!
Öyle Birşeylerin Hoşuna Gitmesi Değil Bu...Sevmek Nankörce Olmaz Öyle Herkesin Ssandığı Gibi.........Gerçek Sevgi Koşulsuz Sevdiğinde Çıkageliyor.........Neden Sevdiğini Bilmeden Seviyorsun.........
Ben Seni Birşeylere Rağmen Değil Ben Seni Rağmensiz Seviyorum Demiştin Ya Bana.........Ben Seni Bana Rağmen Seviyorum!Sevmemeye Koşullanmış Hırçın Birine Sevmeyi Öğrettiğin İçin Seviyorum...İşin En Güzel Yanı Aşka İnanmama Meyilli O Hırçın Bile Seviyor Seni.........Şimdi Seni Sevdiği İçin Kendimi Daha Çok Seviyorum.........Ruhumsun Çünkü.........Seninle Sıcak Ve Canlıyım...Sensiz Bir Morga Yakışıyor Bu Beden Ve Uçmağa Varacak Gibi Her An Bu Ruh.........


 

Özlüyorum.........
Uyumak Uzak Kalıyor Artık Bana.........Hem Hiçbir Şey Yapmıyor Hem Çok Şey Yapıyorum.........Aldığım Her Nefesle Seni Yaşıyorum Ve Seni Özlüyorum.........


 

Nasıl Oldu Da Anlamım Oldun Benim?
Aşk Anlamlandırmak Mıdır Anlamsızlıkları?


 

Hadi Gel Artık.........
Sarılayım Sana
Öpeyim
Gözlerinin En Derininde Kaybolup
Tebessümünle Kendime Döneyim.........
Gel Artık
Çünkü Bitmez Bu Özlem
Ben Seni Seninleyken De Özlüyorum
Gel
Seni Seviyorum.........
SENİ SEVİYORUM!.........
            

 

     Gittin...    
Yüreğimde sendanı bırakarak gittin.
Gözlerimde yaşlar bırakarak gittin.
Ben seni severken gittin.
Gittin işte ötesi yokki...

Seni özledim bitanem;
Kokunu,elini tutumayı,
Öpmeyi,sarılmayı özledim.
Başımı göğsüne koymayı...
Ama yoksun!
Gittin...
Sana özlemim büyükken gittin...

Şimdi yürüdüğümüz yollardan geçiyorum,
Ve seni soruyorlar bana.
Ben ağlıyorum onlar susuyor.
Senin gittini anladıkları için,
Susuyorlar...

Söylesene yeşil gözlerine kurban olduğum:
Senin sevdanın üstesinden tek başıma nasıl gelecem?
Gözyaşlarımı kim durduracak?
Telefonum ne zaman çalacak?
Bak,telefon elimde gene ağlıyorum.
Hani belki arasın diye...

Gidşini yüreğime nasıl anlatmalıyım?
O beni anlamıyorki...
Keşke sen anlasaydın beni;
Gitmeseydin...

Arkandan çığlık olur sesim.
Bir feryattır içimdeki,
Ne gelen var ne soran...
Sen nerdesin?Niye yoksun?
Bak hastayım yatıyorum.
Ellerim titiriyor yazamıyorum artık...

Biliyor musun sevdiğim?
Gelmeni istiyorum,dönmeni bana.
Ne ekmek nede su lazım bana,
Sadece sen lazımsın...
Sen herşeyin yerine geçiyor ve yetiyorsun bana...

Dön sevgilim...
Eskisi gibi gülelim,sarılalım;
O merdiven aralarında öpüşelim.
Ben seni doya doya koklayayım,
Beline sım sıkı sarılayım bırakmamak üzere...
Sensiz hiç birşeyin tadı yok!
Ben hep bildiğin yerde seni bekleyeceğim...
SENİ SEVİYORUM YEŞİL GÖZLÜM...

SENİ SEVİYORUM
Seninle tattım ben her mutluluğu.
Bırakıp gidersen, bil ki yaşayamam.
Ömrümden, canımdan ne istersen. al!..
Gülü susuz, seni aşksız bırakmam...

Üşüdüm diyorsan, güneş olurum.
Yanarım sevginle, ateş olurum.
Dolarım havaya, nefes olurum.
Gülü susuz, seni aşksız bırakmam...

Gönlümdeki derdi, siler atarım.
Ümit pınarından, coşar akarım.
Kış göstermem sana, ben hep baharım.
Gülü susuz, seni aşksız bırakmam...
ATMACA

SEVİYORUM TANRIM !

 

İnanç Tarihi dersimin öğrencilerinden biriydi Tommy. Uzun saçlı, değişik
bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oydu. Tanrı'ya kayıtsız
şartsız inanmayı kabullenmiyordu. Mezun olurken bana imalı, imalı;
-"Günün birinde Tanrı'yı bulacağıma inanıyor musun hocam? " dedi.
-"Hayır" dedim, yavaşça.
-"Yaaa" dedi. "Oysa senin, bu derste Tanrı'yı pazarladığını sanıyordum
hocam..." Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım:
-"Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum. Ama o seni mutlak bulacak bir gün,
eminim." Tommy, omuzunu silkip yürüdü... Mezuniyetten sonra izini
kaybetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana...Ölümcül kansere
yakalanmıştı. Odama girdiğinde; zayıflamış, çökmüştü... Kemoterapi,
o uzun saçlarını dökmüştü... Ama gözleri halâ pırıl pırıldı...
-"Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam" dedi.
-"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim.
-"Tabii" dedi, "Ne öğrenmek istiyorsun?"
-"Sadece 24 yaşında olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?"
-"Daha kötüsü olabilirdi... 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, kadınlarla
beraber olmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak, sanmak gibi..."
Sonra niye geldiğini anlattı... "Okulun son günü sana Tanrı'yı bulup
bulamayacağımı sormuş; "hayır" yanıtını alınca şaşırmıştım. Sonra,
"ama o seni bulur" dedin... İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar
ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söylediklerinde;
Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım birden... Habis ur, diğer hayati
organlarıma yayılmaya başlayınca, sabahlara kadar dualar etmeye
başladım... Hiç birşey olmadı. Bir sabah uyandığımda; ilahi bir mesaj
alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim aniden.
Ömrümün geri kalan vaktini; Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi
şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım.
O zaman gene seni düşündüm... "En büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat
sürmektir, bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine
"Seni seviyorum" diyemeden gitmektir" demiştin...
Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım işte...
En zorundan başladım... Babamdan..." Oğlu yanına geldiğinde;
babası, gazete okuyormuş.
-"Baba, seninle konuşmam lazım" demiş Tommy.
-"Peki, konuş oğlum"
-"Yani, çok önemli bir şey..."
Babası, gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı;
- "Neymiş o bakalım?"
-"Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim." Tommy,
gülümsedi, arkasını anlatırken... Babasının elinden yere düşmüş
gazete... Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış.
Tommy'ye sarılmış ve ağlamış... Sabaha kadar konuşmuşlar.
Babası, ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde...
"Annem ve kardeşimle daha kolay oldu" diye devam
etti Tommy... "Onlar da bana sarılıp ağladılar. Yıllardır bana
söylemedikleri, söyleyemedikleri şeyleri anlattılar. Bütün bunları
yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece...
Ölümün gölgesi üzerime düşünce; kalbimi açıyordum,
bana, aslında çok daha yakın olması gereken insanlara..."
Nefes aldı Tommy..." Bir gün baktım, Tanrı, orada...
Hemen yanıbaşımda duruyor... Ona yalvardığım zaman,
bana gelmemişti. Onun kendi programı vardı, kendi bildiği gibi
yapıyordu. Gerçek olan şu ki, haklıydın...
Ben, onu aramaktan vazgeçtiğim halde, gelip, beni bulmuştu."
- "Tommy" dedim. "Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm
insanlığa... Sen, Tanrı'yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun.
Onu, sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak
işe yaramaz... Ama hayatını sevgiye açarsan o, gelir seni bulur.
Bunu anlatıyorsun farkında mısın?" Devam ettim; "Tommy, bana
bir iyilik yapar mısın, bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?"
Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün... Ölümle hayatı
sona ermemişti tabii... Şekil değiştirmiş, büyük bir
adım atmıştı sadece... İnanmaktan, görmeye geçmişti...
Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk.
-"Söz verdiğim derse gelemeyeceğim, halsiz ve bitkinim hocam" demişti..
-"Anlıyorum Tommy !"
-"Benim yerime onlara sen anlatır mısın hocam, sen anlatır mısın?
Herkese, bütün dünyaya, benim için anlatır mısın?"
-"Anlatırım Tommy" dedim. "Anlatırım, merak etme!"

İnsanlara; "Seni seviyorum" demek için, ölümü beklemenize
gerek yok, şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz...
Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin..

Hem, şimdi başlamazsanız,
belki de hiç söyleme şansınız olmayabilir...

     

BİLİYORMUSUN

 

 

 

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !

Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, diğeri güz.

Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!

Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?

Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!

Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.

Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!

Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?

Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!

Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.

Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!

Kadın irkildi;
- Can mı?

Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!

Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?

Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!

Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.

- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...

Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!

Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...

Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?

Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!

Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.

Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...

Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!

Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!

Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!

Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...

 

Susmak aşkın dilidir” diyen sevgili,
Konuş şimdi kelimelerine ihtiyacım var…






Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime…
Düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk…Ve aşklaştıkça kalp daha çok parçalanıyor, hayat yaklaştıkça daha bir özlüyorum.
Kabul ediyorum, galibimsin!..
Ve ben her şeyini savaş alanında bırakan mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde…
Tüm zaferlerimi sende yitirmişim…
Kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime.
Sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum
belki de kim bilir?
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere…
Ve ben dönemezken kendime, labirentlerinde kaybolmuşken,
Sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken,
Senden gayrısına yok, yokluğuna ram olmuşken,


Susma ömrüm!..
Yol kesil cehenneme…





Tüm piyonlarım tükendi…
Elimde bir şah,
Nereye koysam kendine mat çekiyor…
Cemreler ihanet ediyor adına,
Aslı hükümsüz…Kendini bile ısıtmıyor…
Adım lal kalıyor zemheri ayazlarına,
D-üşüyorum!..
Muhaciri değilim gayrı bu Arafın…
Ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum…






Kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına…
Baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı,
Sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum
Uğraşma aşk!..
Kal(n)dıramazsın;
Kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım…
Bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı,
Artçı sellere verirken sitemimi,
Sana ‘’sus”arken,
Ölüme ‘’sus”arken,
Müptelasıyken kahramanı bıçaklanmış masalların
Aşk için aşıkları ezip geçmişken,
Susma ömrüm!..







Şehadet getir cinnetime…
Öznesi sen olan bir ömre verdim adını,
Ki ölüm yar olana kadar tek yar dediğim ol diye!..
Sana geldim, ölüme yar etme diye.
Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin…
Biliyorum aldırmıyorsun,
Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına.
Ve aslında AŞK’tan korkuyorsun
Zulmetin sırtımda yama olurken yar’alarıma!..






Hani olur da geldiğimde bir gün;
Kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları,
Her lisanı lal bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer
Ve el elini tutacaksa ellerin,
Elimde değil, yanacağım!..






O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma,
Sarmayacaksan,
Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan,
Cennetten kovulmayı göze alamayacaksan,
Bir sözüne çölde vaha gibi susarken
Öyle umarsız susacaksan;
Sen de sus ömrüm!..


Sus!..
Sus ki; ölüm bana yar, ben ölüme YAR olayım…


 

 

Her defasında aynı tat var sanıyorum
Oysa ne çok yalan var ne çabuk aldanıyorum
Belki bir yerde duruyordur diyorum
Ve buldum sandığımı o yere koyuyorum
Belki biraz diner sandım seversem yeniden içimin acısı
Oysa ne kalbim bıraktı acıyı ne de dudaklarım acının tadını
Öylesine vurucu bir dalga gelip geçen üzerimden
Her defasında hayallerimi yıkan
Ve akıp giden bir dalga tadıyla tenimin
Seni bana beni sana karıştıran tuzuyla terimin!
Tek başına sevdiğim gibi tek başına yıkabilir miyim dalgaları?
Sevişmesem yazabilir miyim böyle masalları
Sevmesem diner mi içimin yası?
İrade nedir bilir misin?
Durup bakmak sana bir köşeden
Çocuk gibi gülümsemek içimde solanı görme diye
Ve dokunmadan hissetmek nasıl koktuğunu
İçmek dudağına değen kokulu çayın bardakta kalanını her yarım bıraktığını
Gittiğin zaman kapıyı kapatıp geride kalanlara kahkaha atmak gizlenircesine
Nasıl bir yakalanma korkusudur
Sorma!
Bilemezsin nasıldır sana iradeli davranmak.
Küçük bir kızı oynayıp kocaman bir kadını saklamak
Ve istendiğini hissedememek
“Dur! Sus! Yapma!”yı bilmek
Bilip beyninden kalbine hiçbir hücrene söz geçirememek
Tekrarlanan bir sayfanın üzerinden her gün geçmek
Bazen yokmuşsun gibi davranıp
Olduğun her ana şükretmek
Ve geçtiğin yerlerde diz çökmek…
Oynamak! Hep oynamak rolü iyi omuzlamak
Durmak!
Susmak! Sustuklarını yutmak
Bilmek ve de…
İmkânsızlığını olmayacağını…
Göze alamayacaklarını görmek
Sana iradeli davranmak nasıldır bilemezsin…
Başka biriyle 2. yastığı paylaşıp
Göz yumup seni düşlemek…
Nasıl bir ******liktir bilemezsin!
Aşk insanı bu kadar ucuzlatır mı?
Hayal etmek dediğin bu kolay mı?
Başkasına soyunup sana tüm kapıları kapamak nasıl bir örtünmektir bilemezsin!
İşte bu yüzden bacak arasında değil aşk
Sen her şeyi biliyorken
Ben her şeyi göze almışken
Sana uzaktan kıvranmak
Nasıl acılı bir kanserdir bilemezsin!
Gecenin en berbat saatinde
Dudaklarım titreyerek boynuma dolanan saçlarımdan nefret ederek uykusuzluğuma sövmek
Ve imkânsızı bildiğimden kızamamak sana
Nasıl bir öfkedir bilemezsin!
Bırak gel her şeyi!
Ben kaçıp gitmeye hazırım
Bırak boğulmama içinde kalmama izin ver!
Yüzüme dokun konuşma
Çay yapayım sabaha kadar susalım
Bana bakarak uyu
Giden ben olayım!
Geride kalanı ya al ya da bırak
İçimde her şey noktalanmış kalsın
Seninle virgüller atamamak hayata
Nasıl bir noktadır ki dönemezsin
Seni iradeli sevmek nasıl bir açlıktır bilemezsin!
Dilerim böyle bir zulme hiç bulanma
Ve hiçbir aşka tek başına doyma
Hayran değilim ne asaletine kalbimin ne de sabrına
Sana her baktığımda onu acıtmak nasıl bir günahtır bilemezsin!
Hiç sorma!

<br /></p><a href="http://i26.tinypic.com/59n4y.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

 

Ağlama
Sil gözlerindeki hüznü

Sonbaharda geleceğim ben.

Sarı bir yaprak dalında titrerken
Tenine dolanacağım sımsıkı
Düşürme dudaklarını!
Sonbaharda tutunacağım sana ben.

Görmezden geldiğim zamanların
Kaçak iklimlerini kuşandım üstüme
Sus anlatma sevdiğim
Yüreğinde katran acılarım çok.
Günahlarımı sırtıma yükleyip
Affına sığınsam
Gör anla sevdiğim
Bende sana dilenecek sevda çok.

Dur bekle
Üşüme ne olur
Kasımın soğuğunu düşür teninden
Geleceğim;
Yeşiller sarıya küsmeden
Gözlerin bulutlara yüklenmeden
Turnalar sürgünlerinden dönmeden
Erguvanlar özlemeden geleceğim ben.

Son olacak bu bahar
Yemin ediyorum
Son kez kararacak gökyüzün.
Sensiz geçirmeye mahkum ettiğim yüreğimi
Bana dilsiz bıraktığın gözlerini
Son kez hasrete demirliyorum.
Son kez hüzünler armağan ediyorum sana
Ve son kez diyorum ki
Sana saklanıyorum sevdiğim
Geleceğin bugün olacağı limanda
Bekle beni;
Hayallerimiz enginlerde
Biz bu sonbahar
İlkbaharla sevişeceğiz sevdiğim.

Unutma
Elvedasız gidişlerdeyim
Bende sana gelecek adım çok.
Saklanma
Sensizliğin yolu azap
Bahçemde sana ezberlenecek gülüm çok.

Ağlama şimdi
Sil gözlerindeki dünü
Dayanmaz sol yanımdaki sen
Bil ki;
Ihlamurlar çiçek açmadan geleceğim.
Seni ben
Sonbaharda ömürlük seveceğim.



 

SENi SEViYORUM CÜNKÜ
Seni seviyorum cünkü
Her günüm senin sesinle doguyor,seninle sürüyor
Gecem ise seninle son buluyor
Seni Seviyorum Cünkü
Kilometrelerce uzakta olsan bile,
Bulusma gününü özlemle beklemek hosuma gidiyor
Seni Seviyorum Cünkü..
Yanimda Olmsan bile,
Yüreginin benimle oldugunu biliyor
Her an yaninda oldugumu biliyorsun.
Seni Seviyorum Cünkü
Bu mesafelere ragmen
Yasanmamisi Yasatabiliyorsun
Duygularimda var olabiliyorsun
Seni Seviyorum Cünkü
Sesinle dünyama bir anda girip
Sürprizlerinle beni kendine
Tekrar,tekrar Asik edebiliyorsun
Seni Seviyorum Cünkü
Yüregimin tam ortasinda varolabiliyorsun
Beni Hayellere götürebiliyor
Umutlarimi gelecegimi düsündürebiliyorsun
Siir yazdirip ,sarkilarda hissettirebiliyorsun kendini
Seni Seviyorum Cünkü
ikimize dair bir yasami düsündürebiliyorsun
Mutlulugun,Askin varligina inandirabiliyorsun
Engellerin Asilasacagini
Mücadelenin hirsini,
Birlikteligin Tek yürek olmanin ve
Güvenin asamayacaginin olmadigini gösderiyorsun
Seni Seviyorum Cünkü
Sen hayatima vazgecilmez bir anlam katiyorsun
Seni seviyorum Cünkü
Sen benimle bende yasiyor
Ben Seninle Sende varoluyorum






Çağır beni, çağırda büyüsün içimde biriktirdiğim bütün yalnızlıklarım!






Adım adım büyür yalnızlık, yürüdükçe devasalaşır kimsesizlik!
Dur!Ne olur Sende gitme! Yalnızlığın üzerime yüklediği bu sessizlik artık beni boğuyor.
Buradayım baksana karanlığın tam ortasında.





N'olur artık gitme. Sana çok ihtiyacım var.
Kurtulmak istiyorum ama koşamıyorum.Çaresizlik öyle bir bulaşmışki bu sokaklara takılıp düşüyorum.




Off.. bu kadar mı zor sen, bu kadar mı zor sensizlik!! Canım o kadar çok acıyor ki.. Artık bağırmak istiyorum sesimin yettiğince.Bağıra bağıra ağlamak ve haykırmak istiyorum "Anla artık anla!! seni seviyorum" diye.





Ama olmuyor işte. Ve yine o şarkı başlıyor bir uğultu misali;
"gitme nolur gitme itirazlar elimde değilyalnızım yalnızız yalnızlıklar elimde değildüşerken son birkez yalana benimsin benimyalansan yalanı severim elimde değil.."






Biliyormusun.....
"Seyirci kaldıysam bu yürek yangınlarına..Her yıla bir nefes tutar oldum..Arta kalan küllerden..Kurşuni sevdalara bir adım var..







Lakin..
Yüreğime adım geçmiyor..
Ömür defterimden hüzün yapraklarını yırttım..





Depremler Oluyor Beynimde
Dışarıda Siren Sesi Var
Her Yanimda Susmuş İnsanlar
İçimde Ölen Biri Var...





"Her sey güzel olacak" diyor içimden bir ses.
"Her sey güzel olacak"...
İnanmak istiyorum. Her sey güzel olsun istiyorum.
Her şey bitiyor.
Canimi yakanin ne oldugunu bilsem uzaklassam ondan ulasamasa bana yanmasa canım bu kadar. Ceksem gitsem cok uzaklara gitsem kendimden gitsem kafamdakilerden gitsem zorunluluklardan gitsem sorumluluklardan gitsem upuzun sapsarı bir kumsalda sıcak kumların üzerinde yatsam. Uyusam bir daha uyanmasam. İyi gelse gitmek bana.






Her sey güzel olsa.
Bana bir seyler anlat
Canım cok sıkılıyor
Bana bir seyler anlat
İcim icimden geçiyor






Bir masal anlat bana. İcinde hicbir şey olmasın. Sadece sessizlik olsun. Güzel renkler olsun. Huzur olsun. Gözlerimi kapatıp hayal kurayım ben de. İcinde hicbir seyin olmadıgi bir hayal. Mutlu olayım. Güzel seyleri cagiristirsin sözlerin. Ne anlattiginin önemi yok. Bana bir masal anlatsan. Sadece sussam.


İyi gelse susmak bana.







Her sey güzel olsa.
Yanımdasın susuyorsun
Susuyor konusmuyorsun
Bakıyor görmüyorsun
Dokunsan donacagim
İcimde intihar korkusu var







Gözlerimi kapatsam sussam sussam aglasam. Silinse her şey. Herkes gitse. Gercekler bitse. Sadece bembeyaz bir gün kalsa bana. Bombos bembeyaz bir gün kalsa. Bomboş otursam ben de. Konusmadan. Dinlemeden. Görmeden. SIKILDIGIM ne varsa silince düsüncelerimden. Her sey gecse. Geçmek iyi gelse bana.







Her sey güzel olsa.
Depremler oluyor beynimde
Disarida siren sesi var
Her yanimda susmus insanlar
İcimde ölen biri var








Bir masal yasat bana.
"Her şey geçecek" de.
"Cok mutlu olacagiz" de.
"Sana aci cektiren ne varsa bulacagim hepsini" de.
İnandir beni. Her seyin gececegine.
"Gidecegiz" de. Gitmesek de."Güzel olacak her sey" de.







Her sey bitse de!!!
Bir masal yasat bana
 
 


 
iyi değilim aşkım;
umutsuzca uyanıyorum sabahları..
Güneş yüzüne vurdukça daha bir karanlık oluyor günlerim.
Kahvaltı saatlerimi hep kaçırıyorum.Bilirsin sigara iştahımı kesiyor..


 
Öyle pek özenmiyorum üstüme başıma..Ne geçerse elime giyiyorum.sen yoksun ya ‘’güzel görünüyorsun’’ demesinler istiyorum..

 
Yine en arka koltuğunda oturuyorum minibüsün yine camda oluyor gözlerim..


 


 
sen tutmuyorsun ya elimi cebimden hiç çıkartmıyorum..

 
İyi değilim aşkım;
Herkes sana benziyor sanki..’’saçı az daha kısa olsa biraz daha içten gülse..’’ daha çok benzeyecek olanları ayırıyorum.yoksun ya yokluğun da yepyeni senler arıyorum..

 
En zor geceler oluyor. İzlediğimizi izlemiyorum senin uyuduğun saatlerde uyumuyorum. Olur ya bir rüyada karşılaşma ihtimali…

 
hatirliyorum..


 


 
İyi değilim aşkım;
Unutuyor gibi yapıyorum. Biriken yaralarımı acıtmasınlar diye
hiç kanatmıyorum.Seni de kan tutardı hani..Bak görüyorsun bunu bile hatırlamıyorum..

 

 
iyi değilim aşkım;
Artık şiirlerimde yok süslü kelimelerle sana seslenecek. Adının geçmediği cümlede O GİTTİ diyerek sevgiyi anlatmak çok zor oluyor çünkü. Kağıda kaleme dokununca kömür değil gözyaşım dökülüyor ya ziyan oluyor sayfalarım…

 
Bir de Pazar günleri var tabi.Hiç buluşmadığımız bir yerde hiç bilmediğin bir saatte seni bekliyorum. Gelmen pekte anlam ifade etmiyor. Ben seni beklemeyi hala çok seviyorum

 


 
İyi değilim aşkım..
Daha bencil oldu duygularım daha çok ben demeyi daha çok sabretmeyi öğrendim.sayısız yalanlarla ‘’çok özledim’’ seni demeyecek kadar.. Yokluğunla aramda inanılmaz bir dostluk başladı. Kimseyi almıyoruz aramıza..bak benden başka sen senden başkada düşüncem yok satırlarımda..

 
iyi değilim aşkım..
Hiç iyi değilim..
Bu saatten sonra sana ‘’dön’’ mü yoksa ‘’hoşça kal’’ mı demeliyim??



 


 

 

BIR YEMIN ETIM SENI OMRUMCE GOMUYORUM

Bir yeminim etim seni omrumce gomuyorum
Artik seni siliyorum yuregimden
bedenimden ruhumdan benligimden
adini anmakmi hi yuzunu gormek hi
sana ozlem duymakmi hasretini bir obur boyu cekmemi
Gelecek diye yollarini gozlemekmi

 

 

 

 


Sen var ya sen
sen hic bir seye degmeyen zalim biriymisin
sevdaymis askmis senin gozlerinde bir umaymis
yuregin tasmis adin gibi her seyin de yalanmis
sen megerse en buyuk yalanlardan bile yalanmisin
Gozlerimde buyutugum yuregimle susledigim
hayalini hep kurdugum bir ruyaymisin
Belkide kabus demeli adina

 

 

 


Bir yemin etim seni omrumce gomuyorum
siliyorum ellerimden dokunusunu
yuregimden bedenimden kokunu
sen diye biri yok senin adin bile yokmus
kirdigin kalbimi yiktigin dunyami
dagitigin parcalara ayirdigin benligimin
hesabini vereceksin

 

 

 


gitmek kolay kalmak zordur
sen gidisinle deyil varliginla yiktin beni
adini kahbe koydum seresiz dedim
yuregimle oynayan adina en buyuk zalim dedim
seni sildim bu gece tum anilarimdan hatiralarimdan ruyalarimdan

 

 

 


parcalara ayirdim tum bedenini
sonra dusundum kimdiye bu varlik
megerse sen hic kimseymisin benim icin
Bir yabanci bir hayin bir zalim ve gadarmisin
yuregin yokmus kalbin tastan bir esermis sadece
gozlerin sozlerin tum varligin en buyuk yalanmis
simdi sana agladigim icin kendimden utaniyorum
senin icin gecen o gecelere yaniyorum
uykuya haram kalisima uzuluyorum
sonra en masum ve en kutsal saydigim

 

 


o yalanci sevdanin atesinde
tek basima yandigima yaniyorum
Artik senin bir adin bile yok yuregimde yerinde
acimiyor kalbin sensiz tum gecelere
lanet ediyorum seni gordugum o geceye
kufurler savuruyorum
senli tum heceleri siliyorum alfebeden
yagmurlari sevmiyorum artik
ruzgarlardan nefret ediyorum
yildizara bakmiyorum cunku umrumda bile deyil artik
Denizlerin en derinine gomuyorum hatiralarini
dalgalari bile dinlemiyorum

 

 


saclarinin kokusunu duymuyorum
ya ellerin onlari bile kirli dusunuyorum
acimasiz kalpsiz zalm hayin biri
adini boyle koyuyorum
ebedi hakimi helal etmiyorum
sana sadece sunu soyluyorum
sen hic bir seye degmezmisin
ne sevdaya nede kirlenmis anilara
seni bir omur gomuyorum

 

 

 

 


en acimasiz cehenmeme atesine yoluyorum
simdi icim rahat yuregim durgun
artik sen diye birini bile tanimiyorum
Bu acimasiz gecenin tarihini bir omur atiyorum
senli gecen her seye lanetler yagdiriyorum
ve seninle birlikte tum gecmisimide utuyorum
Bu son satirlarimi bu gece son kez senin adina
lanetler yadirarak karaliyorum ve ..
Bir yemin etim seni omrumce gomuyorum...


G.Ü.Y.G.K

 

 

 

 

 

 

 

SUSKUNUM SANA

Hangi şiire başlasam suskunum sana
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun
Haykırabilsem
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
Upuzun çöller vadileşebilir içimde

 


Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

 

 

 

 

 

 

 


Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
Sözlerinde baskı yasası yeter
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
Zafer sabahlarında gece kadar
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun
Al bu suskunluğumu al artık
Al ki
Bütün gürültüler kahrolsun

 ATMACA.G.Ü.Y.G.K

 

 

Sussam Yalnızlık, Konuşsam Ayrılık

 

 

Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne
üşüyorum evet hala üşüyor ellerim
hüzün kapımızı çalalı beri
bin günü aştı
bin ömür bin soluk
bin yıkılış yaşadım
ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan
korunaklı bir liman olamadım sana
ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
şimdi bin ömür geçmiş ömrümden
ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
hani zaman ilacı olurdu herşeyin
hani zamana bırakmalıydık
atalar yine yanıldı
bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
zaman zehrini içerken yudum yudum
artık bitsin istiyorum
ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun bitsin
bitmezlerin bilincinde diyorum yine
yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
susuyorum
susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep
şehrine gidiyorum
yokluğun açıyor kapıları
yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
halaa haklısın
kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin
herkesin gözünde seni arıyorum yoksun
yokluğunu salıp gitmişsin
gidişle bırakıldığın bu kentte
susuşlarına bile yandığın soğuk dağlarımın eşkıyası
bağışlama dilemiyorum
gel demiyorum
sev demiyorum
haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
sığındığın mavi adada yaktığın ateşi göm
yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden
şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda
yoksa çaresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum
kayıp adresten yazıyorum son kez
sussam yalnızlık konuşsam ayrılık
dönsem yıkılış dönmesem yok oluş
şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip
sende sus bana
sus ki bir daha ölmeyeyim.

 

 

 

Ölen Sevgili Hikayesi
Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti.
Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti.
'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.'
Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi. Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi;
'Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. onlar bile agliyor halimize...'
BULUSMA VAKTI...
Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti.
Besiktas'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz, sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini...
Besiktas'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini.
'Bana birsey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak
'Evet'
dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek
'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi.
Genç adam içini çektikten sonra
'Sence biz nereye kadar gidecegiz?' diye sordu. Genç kiz,
'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye yanit verdi. Genç adam söze basladi...
''Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana
'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?'
demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç istememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meralin
'Sen sanslisin, sevgilin sana bakar' sözüne Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin. Hatirladin mi?''
DUYGUSALLIGI SEVMEM...
Genç kiz,
'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adam güldü,
'Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürece hasta bakici, hemsire falan olamazsin.'
Genç adam devam etti...
'Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yani seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için biliyormusun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.'
Genç kiz anlamisti,
'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsündü.
'Hayir' dedi,
'Sair olmani istemiyorum. Olamazsin da...

BIZ AYRILMALIYIZ.
Ayrilirsak ikimiz için de en
hayirlisi olacak.' Genç kiz sasirmisti,
'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek
'Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk' dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek
'Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam
'Nasil böyle bir sey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum' yanitini verdi. Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz,
'Kalkalim istersen' dedi. Genç adam
'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz
'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu. Genç adam,
'Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarildilar.
"BEN DOGRU YAPTIM..."
Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkip ise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti, sunlar yaziyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,
HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,
BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,
BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM,
VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM...
Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu yabanci bir ses açti. Genç adam
''Nalan'la görüsebilir miyim?'' dedi. Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde...
'Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti....'
YIGILIP KALDI...
Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi...
Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi...
'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis...
"ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN OLMAYIN,

BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR..."

View more entries
 
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni, sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve bağımsızlığının biricik temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. Gelecekte dahi, seni bu hazineden yoksun etmek isteyecek iç ve dış kötülük isteyenler olacaktır. Bir gün. Bağımsızlık ve Cumhuriyet'i savunma mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şartları düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şartlar çok uygunsuz bir özellikte ortaya çıkabilir. Bağımsızlık ve Cumhuriyetine yönelecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir galibiyetin temsilcisi olabilirler. Zorla ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri alınmış, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şarttan daha acı ve daha kötü olmak üzere, memleketin içinde, iktidara sahip olanlar uyuşukluk ve delalet ve hattâ hainlik içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını, işgalc
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.